KARANLIĞI AYDINLATAN IŞIK
  Yunanca Kelimeler
 


YUNANCA
 -A-
Abis: Άβυσσος (Âvisos). Denizlerin (okyanuslarin) en derin bölümü.
Açelya: Αζαλέα (Azalêa). Bir bitki türü.
Afyon: Όπιο (Ôpio). Latinceye "Opium” olarak geçmistir.
Ahlat: Αχλάδι (Ahlâdi). Yaban armudu.
Ahtapot: Χταπόδι (Htapôdi) veya Οκτάπους (Oktâpus). Όκτώ (Ôktô): Sekiz- Πόδι (Pôdi): Ayak. Sekiz ayak anlaminda. Bir deniz canlisi.
Akasya: Aκακία (Akakîa). Bir agaç türü.
Akrobasi: Ακροβασία (Akrovasia). Άκρος (Âkros) veya Άκρον (Âkron): Uç, ekstrem-Βατώ (Vatô): Yürüme. Uçlarda yürüme, parmak uçlarinda hareket etme.
Akrobat: Ακροβάτης (Akrovâtis). Uçlarda hareket eden.
Akrobatizm: Ακροβατισμός (Akrovatismôs). Uçlarda yürüme eylemi, akrobatlasma.
Akrostis: Ακροστοιχίδα (Akrostihîda). Άκρος (Âkros): Uç-Στοίχος (Stîhos): Saf, sira, katar. Bir siirde misralarin bas harflerinin alt alta konuldugunda anlamli bir kavram veya cümle olusturmasi.
Akustik: Ακουστική (Akustikî). Ακούω (Akûo): Isitmek, duymak. Ses düzeni, isitsel, isitmeye deggin.
Alçi: Άργιλος (Ârgilos). Kil, aktoprak, çömlekçi topragi.
Allegori: Aλληγορία (Alligorîa). Mecaz, kinâye.
Allegorik: Aλληγορικός (Aligorikôs). Mecazî, kinâyî.
Allerji: Aλλεργία (Alergia). Άλλο (Âlo): Diger, baska-Εργία (Ergîa): Etki. Baska etki. Vücudun, bazi maddelere karsi verdigi tepki ya da bazi maddelerin vücutta yarattigi farkli (ve genelde de olumsuz) etki. Örn. Penisilin allerjisi.
Allerjik: Αλλεργικός-ή-ό (Alergikôs). Allerjiye deggin.
Amblem: Έμβλημα (Êmvlima). Âlâmet-i Fârika, simge.
Amfibi : Αμφίβια (Amfîvia). Αμφί (Amfî): Çift, ikili, iki tarafli-Βίος (Vîos): Yasam. Iki yanli yasam. Örn. Hem suda hem karada yasayabilen kurbagalar amfibi (çift hayatli) canlilardir.
Amfitiyatro: Αμφιθέατρο (Amfithêatro). Αμφί (Amfî): Iki tarafli, iki yanli-Θέατρο (Thêatro): Tiyatro. Iki tarafli tiyatro modeli.
Amib: Αμοιβάς (Amivâs) veya Αμοιβάδα (Amivâda). Degisim anlaminda. Tek hücreli canli.
Anadolu: Ανατολία (Anatolîa). Yunanca, "Dogu” anlamina gelmektedir.
Anadut: Αναδόντις (Anadô-n-dis): Ucudisli, üstü disli. Harmanda ekin savurmaya yarayan araç, dirgen, yaba.
Anafor: Ανήφορος (Anîforos). Ανα (Ana): Tepeden tirnaga-Φόρα (Fôra): Hizli hareket, hücum, hamle. Yukari dogru akan-hareket eden, karsit akan, çelisik akan.
Anagram: Αναγραμματισμός (Anagramatismôs).
Anahtar: Ανοιχτήρι (Anihtîri). Ανοίγω (Anîgo): Açmak kelimesinden. Açacak, açar, açkaç, açki, açkiç, açkir, açku.
Analiz: Ανάλυσις (Anâlisis) veya Ανάλυση (Anâlisi). Ανά (Anâ): Tepeden tirnaga, bastan asagi-Λύω (Lîo) veyâ Λύση (Lîsi): Çözüm, cevaplama, açinim. Çözümleme, tahlil.
Analitik: Αναλυτικός-ή-ό (Analitikôs). Çözümsel. Tahlile deggin.
Anarsi: Αναρχία (Anarhîa). Α veya Aν (An): …siz, …siz- Αρχή (Arhî): Düzen, nizâm, isleyis. Düzendisilik, yönetimdisilik, her türden yönetim biçimine karsi olma, devletsizlik.
Anarsist: Αναρχίστες (Anarhîstes). Düzendisilik ideolojisini savunan, kurallari çigneyen ya da çignemek isteyen, çigneme amaci tasiyan, bunu da bir kuralin geregi olarak yerine getiren.
Anarsizm: Aναρχισμός (Anarhismôs). Αν (An): Siz, siz- Αρχή (Arhî): Düzen, idâre, yönetim. Düzendisilik ideolojisi. Ideolojinin babasi Rus ideolog Bakhunin’dir.
Anason: Ανισον (Anison). Bir tür baharli bitki. Raki’da, bazi sekerlemelerde ve çöreklerde kullanilir. Fr; Anice.
Anektod: Ανέκδοτο (Anêktodo). Fikra. Αν (An): Siz, siz- Εκδίδω (Ekdîdo): Yayinlama. Yayinlanmadan, yayinlanmamis.
Anemon: Ανεμώνα (Anemôna). Dag lâlesi.
Anestezi: Αναισθησία (Anesthisîa). Hissizlesme, Hissizlestirme. Αν (An): Siz, siz- Aισθάνομαι (Esthânome): Hissetmek, his vermek.
Anfora: Αμφορέας (Amforêas).
Angarya: Άγγαρεια (Âgaria).
Anofel: Ανώφελος (Anôfelos). Zararli anlaminda. Bir sivrisinek türü olup disileri sitma parazitleri için asalak görevi yapar.
Anonim: Aνώνυμος-η-ο (Anônimos). Αν (An): Olumsuzluk öneki, siz, siz, suz, süz-Όνομα (Ônoma): Isim. Isimsiz anlaminda. Ortak, belli bir sahibi olmayan, belli bir kültüre ait olan.
Ansiklopedi: Eγκυκλοπαίδεια (Ekiklopedia). Εν (En): Iç-Κύκλος (Kîklos): Döngü, döngüsel, çevrim-Παιδεία (Pedîa): Egitim.
Antibiyotik: Αντιβιοτικη (Antiviotiki). Αντι (A-n-di): Zit, karsi, karsit-Βιος (Vios): Hayat. Insan veya hayvan vücuduna zarar veren mikroorganizmalarin hayatini sonlandirmaya yönelik olan madde, ilaç.
Antilop: Αντιλόπη (A-n-dilôpi). Afrika’da yasayan otçul bir hayvan.
Antipati : Αντιπαθεια (Antipathia). Αντί (Antî): Karsi, Karsit, Zit- Πάθος (Pâthos): Hastalik, maraz, illet, felâket, mûsibet, mihnet, garaz, kin, dert, duygu, His, duygulanim, dert. Karsit duygu, Zit duygu.
Antipatik: Aντιπαθητικός-ή-ό (Antipathikôs). Αντί (Antî): Karsi, Karsit, Zit- Παθός (Pathôs): Hastalik, maraz, illet, felâket, mûsibet, mihnet, garaz, kin, dert, his, duyu, duygu. Karsit duygu sahibi olan, karsit duygulu.
Antitez: Αντιθεσις (Antithesis). Αντί (Antî): Karsi, Karsit, Zit-Θέσις (Thêsis) veyâ θέση (Thêsi): Sav, Tez. Karsi sav. Karsi tez.
Antoloji: Aνθολογία (Anthologîa). Άνθος (Ânthos): Eski Yun. Çiçek-Λόγος (Lôgos): Bilgi, bilim, kelâm. Kadim Yunan’da, en güzel siirlerin ve yazilarin biraraya toplanmasi, bir siir demeti hâline getirilmesi anlaminda kullanilmaktaydi.
Antropolog: Άνθροπολογος (Ânthropologos). Άνθρωπος (Ânthropos): Insan- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm. Insanbilimci.
Antropoloji: Άνθροπολογια (Ânthropologia). Άνθρωπος (Anthropos): Insan-Λόγoς (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm. Yalnikbilim, Insanbilim.
Apostrof: Απόστροφος (Apôstrofos). Kesme.
Araknofobi: Αραχνοφοβία (Araknofovîa). Άράχνη (Ârâhni): Örümcek-Φόβος (Fôvos): Korku. Örümcek korkusu.
Aristokrasi: Αριστοκρατία (Aristokratia). Άριστοι (Âristi): Bey-Κρατώ (Kratô): Idâre etmek, yönetmek. Beyerki.
Aristokratik: Αριστοκρατικός-ή-ό (Aristokratikôs). Beyerkine deggin, beyerkine iliskin.
Aristokrat: Αριστοκράτης (Aristokrâtis). Beyerkçi, asil, soylu.
Aritmetik: Αριθμητική (Aritmitikî). Άριθμός (Ârithmôs): Sayi. Sayibilim.
Arkeoloji: Αρχαιολογία (Arheologîa). Άρχή (Ârhî): Bas, baslangiç, rical, Temel ilke- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm.
Arkeolog: Αρχαιολόγος (Arheolôgos). Arkeoloji bilimiyle ugrasan.
Armoni: Aρμονία (Armonîa). Aheng, uyum.
Aroma: Άρωμα (Âroma). Dogal koku ve bu kokudan neset eden.
Arp (Harp): Άρπα (Ârpa). Bir müzik âleti.
Arsenik: Αρσενικό (Arsenikô). Bir kimyevî element. Kirmizi renkli, agulu bir madde, siçanotu, Zirnik, zirnîh.
Arsiv: Aρχείο (Arhîo). Άρχή (Ârhî) kökünden; temel olan, baslangiça ait olan anlamindan dönüserek eski olan anlami kazanmistir.
Arter: Αρτηρία (Artirîa). Ilk kez Aristoteles tarafindan kullanilan bir terim. Atardamar.
Asbest: Ασβέστης (Asvêstis). Kireç.
Asfalt: Άσφαλτος (Âsfaltos). Zift.
Asimetri: Ασύμμετρία (Asîmetrîa). Bakisimsizlik, gayri tenazur.
Asimetrik: Ασύμμετρος (Asîmetros). Bakisimsiz, gayri mütenazir.
Astim (Asthma): Άσθμα (Âsthma).
Astigmat: Αστιγματισμός (Astigmatismôs): Tip ter. Bir göz hastaligi
Astrofizik: Αστροφυσική (Astrofisikî). Αστέρας (Astêras): Yildiz-Φυσική (Fisikî): Fizik bilimi, Dogal, Tabiî. Gök fizigi, Yildiz fizigi. Yildizlarin dogasina deggin.
Astroloji: Αστρολογία (Astrologîa). Αστέρας (Astêras): Yildiz-Λόγος (Lôgos): Bilme, bilgilenme, bilim, kelâm. Yildizbilim
Astronom: Aστρονόμος (Astronômos). Αστέρας (Astêras): Yildiz-Νόμος (Nômos): Kanun, nizam, düzen. Gökbilimci, yildizbilimci.
Astronomi: Αστρονομία (Astronomia). Aστέρας (Astêras): Yildiz-Nόμος: Kanun, düzen, nizâm). Yildizlarin Düzeni. Gökbilim
Astronomik: Αστρονομικός-ή-ό (Astronomikôs). Αστέρας (Astêras): Yildiz-Νόμος (Nômos): Kanun, düzen, nizam. Asiri, ulasilmasi çok zor olan. Gökbilimsel. Yildizlarin nizâmina deggin.
Astronot: Αστροναύτης (Astronaftis). Αστέρας (Astêras):Yildiz-Nαύτης (Naftis): Denizci. Gök gezgini, Gök seyyahi.
Ateist: Άθεος (Αtheos). Α: Siz, siz-Θεος (Theos): Allah. Allahsiz, tanritanimaz.
Ateizm: Αθεϊσμός (Atheismôs). Α: siz, siz-Θεος (Theos): Allah. Allahsizlik, tanritanimazlik.
Αterina: Aθερίνα (Atherîna). Gümüsbaligi.
Atlantik: Ατλαντικός (Atlantikôs). Atlas okyanusuna veya Atlas omuruna deggin.
Atlas: Άτλας (Âtlas). Yunan mitolojisinde bir varlik, Japetos adli Titan’in oglu ve Prometheus’la Epimetheus’un kardesi. Tip terimi olarak, Ilkomur, Cografya.
Atlet: Aθλητής (Athlitîs). Atlet.
Atletik: Aθλητικός-ή-ό (Athlitikôs).
Atletizm: Aθλητισμός (Athlitismôs).
Atmosfer: Ατμόσφαιρα (Atmôsfera). Ατμός (Atmôs): Nefes, soluk-Σφαίρα (Sfera): Küre. Dünyayi çevreleyen ve dünya üzerindeki yasami en önemli ölçüde saglayan katman, tabaka. (Atmos kelimesinin orijini Sanskritçe “Atma”dir ve “nefes / Soluk” anlamina gelir.
Atmosferik: Ατμοσφαιρικός-ή-ό (Atmosferikos). Ατμός (Atmôs): Soluk- Σφαιρα (Sfera):Küre. Dünyayi çevreleyen ve dünya üzerindeki yasami en önemli ölçüde saglayan katman, tabakaya deggin.
Atom: Άτομο (Âtomo). Α: siz, siz, suz, süz-Tομος (Tomos): kesme, parçalama. Parçalanamaz olan. Maddenin en küçük, parçalanamaz bölümü anlaminda. Kavram, felsefî ve bilimsel anlamda Avdira (Abdera) Okulu’nun kuruculari olan Dimokritos ve Leukippos tarafindan gelistirilmistir. Άτομος Είδος (Âtomos Idos): Kesilemeyen-parçalanamayan sekil.
Atomik: Ατομικός-ή-ό (Atomikôs). Α: siz, siz, suz, süz-Tομος (Tomos): Kesme, parçalama. Bölünemeyen, parçalanamayan. Modern Yunanca’da "kisi”, “birey” anlamlarinda da kullanilmaktadir.
Avlu: Αυλή (Avlî).
Avrupa: Yunan mitolojisinde Zeus’un sevgililerinden biri; Evrôpi (Ευρώπη). Bir kita ismi.
Ayandon: Aγίος Αντωνίος (Agîos Andonîos: Aziz Antonius) teriminden türemis olup Ocak ayi ortalarinda görülen bir firtinanin ismidir.
Ayazma: Αγίασμα (Agîazma). Kutsanmis su, adak yeri.
Ayeser: Αγίος Σεργίος (Agîos Sergîos: Aziz Sergîos) teriminden türetilmis olup Trabzon yöresinde Agustos ayinda düzenlenen bir dernek, senlik anlamindadir.
Aynaroz: Άγιον Όρος (Âgion Ôros). Άγιον (Âgion): Azizler-Όρος (Ôros): Dag. Dag Azizleri anlaminda. Halkidiki yarimadasinda bulunan ve özerk bir yapisi bulunan Orthodoks Hristiyanliginin en önemli merkezlerinden biri. Kadinlarin girmesi yasaktir. Türkçe’ye, Osmanli döneminde geçmis olup, Musahipzâde Celâl’in ünlü eseri “Aynaroz Kadisi” ile kavram popüler hâle gelmistir.
Azot: Άζωτο (Âzoto). A: Olumsuzluk öneki-Ζωή (Zoî): Hayat, yasam, yasayis. Cansiz. Cansiz gaz anlaminda. Bir kimyevî element. Simgesi N.
- B -
Badas: Βάθος (Vâthos). Derin. Anlam genislemesiyle, harman kaldirildiktan sonra dipte-altta kalan ekin kirintilari, harman artiklari, tasli-toprakli tahil kalintilari, Afara.
Bakteri: Βακτήριο (Vaktîrio). Bir tür mikroorganizma. Βακτηρία (Vaktirîa): Çubuk, çomak.
Balgam: Φλέγμα (Flêgma).
Balyoz: Βαριά (Variâ). Agir. Anlam genislemesiyle, tas kirmaya yarayan bir âlet.
Banyo: Μπάνιο (Bânyo). Βάλανος (Vâlanos): Erkek cinsel organinin glans (bas, pelit) kismiyla, korpus (gövde) kisminin birlestigi çembersi bölüm. Eski Yunan’da, erkekler cinsî temastan sonra bu bölgeyi yikadiklarindan ve bu gelenek güney Italya’ya geçtiginden Türkçe’ye Italyanca’dan “banyo” olarak girmistir. Asli Yunanca "Vâlanos" kelimesidir.
Barbunya: Μπαρμπούνι-α (Barbûni,a). Bir tür balik ve bitki.
Barut: Πυρίτιδα (Pirîtida).
Baryum: Βάριον (Vârion). Agir anlaminda. Bir tür kimyevî element. Simgesi Ba.
Berilyum: Μπερίλιο (Berîlyo). Μπεριλ (Beril): Sekerli, tatli anlaminda. Bir kimyevî element. Be.
Bezelye: Μπιζέλι (Bizêli). Bir tür bitki.
Bibliyotek: Βιβλιοθήκη (Vivliothîki). βιβλίο (Vivlîo): Kitap- θήκη (Thîki) veyâ θέτω (Thêto): Kutu, kapali yer, koruncak. Kütüphâne.
Bibliyografya: βιβλιογραφία (Vivliografîa). βιβλίο (Vivlîo): Kitap- Γράφω (Grâfo): Yazmak, yazim. Kitapyazim, kitap betimi.
Biyofizik: βιοφυσική (Viofisiki). Βίος (Vîos): Hayat, yasam, canlilik, dirim- Φυσική (Fisikî): Fizik bilimi, Dogal, Tabiî. Canli fizigi.
Biyografi: Βιογραφία (Viografîa): Βίος (Vîos): Hayat, yasam, canlilik, dirim- Γράφω (Grâfo):Yazmak. Yasam öyküsü, yasamyazim.
Biyokimya: Βιοχημεία (Viohimîa). Βίος (Vîos): Hayat, yasam, canlilik, dirim – Χύμος (Hîmos): Tabiî Sivi, özsu, usâre. Canli kimyâsi.
Biyolog: Βιολόγος (Violôgos). Βίος (Vîos): Hayat, yasam, canlilik, dirim-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm. Dirimbilimci.
Biyoloji: Βιολογία (Viologîa). Βίος (Vîos): Hayat, yasam, canlilik, dirim- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm. Dirimbilim.
Biyopsi: Βιοψία (Viopsîa). Βίος (Vîos): Hayat, yasam, dirim- Οψίς (Opsîs): Görme, görüs. Canli olana bakma. Inceleme amaciyla canli bir dokudan parça alma.
Biyosfer: Βιόσφαιρα (Viôsfera). Βίος (Vîos): hayat, yasam, dirim-Σφαιρα (Sfera): Küre. Canliküre, yasamküre, hayatküre, dirimküre.
Bodrum: Υποδρομος (Ipodromos). Υπό (Ipô): Alt, asagi-Δρόμος (Drômos): Yol. Altyol, asagi yol. Alt geçit, alt kisim, temel. Zaman içinde, evin alt kati anlaminda degismistir.
Boksit: βωξίτης (Voksîtis). Bir maden.
Bomba: βόμβα (Vômva). Gümbürdemek, gürültü çikarmak.
Boru: Πόρος (Pôros). Geçit, gerçek, yol. Anlam genislemesiyle boru.
Botanik: Βοτανική (Votanikî). Bitkibilim’e deggin.
Brom: Βρομίο (Vromîo). "Kötü kokulu" anlaminda. Bir kimyevî element. Br
Brons: Βρόγχος (Vrôk-h-os). Trakea’nin (Soluk borusu) alt tarafta ikiye ayrilmasi ile meydana gelen iki adet tüp biçimli olusum. Brons.
Bronsit: Βρογχίτιδα (Vrok-h-îtida). Tip ter. Brons yangisi, Brons iltihâbi.
Bulgur: Πλιγούρι (Πligûri).
- C, Ç -
Cimbiz: Tσιμπιδάκι (Çimbidâki). Küçük kanca anlaminda.
Cins: Γένος (Gênos-Yênos).
Cografya: Γεωγραφία (Geografîa). Γαία (Yea) veyâ Γη (Yi): Yeryüzü, Toprak. Yunan mitolojisinde toprak tanriça, ana tanriça, toprak, toprak ana, yeryüzü- Γράφω (Grâfo): Yazmak.
Çaça: Tσατσα (Çaça). Genelev patroniçesi, Mama.
Çaganoz: Τσαγγανος (Çaganos). Bir tür yengeç.
Çene: Γενις (Genis / Yenis) veya Γναθος (Gnathos). Çene, Altçene.
Çeres (z): Ξηρός-ή-ό (Ksirôs). Susuz toprak anlaminda. Suyu olmayan, sudan fâkir olan. Anlam genislemesiyle kavrulmus bakliyat. Leblebi, fistik, findik, badem vs.
Çetele: Τσουτουλα (Çutula). Kertik.
Çiroz: Τσίρος (Çîros). Kurutulmus balik.
Çiklet: Tσίχλα (Çîkla).
Çipura: Τσιπούρα (Çipûra). Bir tür balik.
- D -
Daktilo: Δάκτυλο (Dâktilo) veya Δάχτυλο (Dâhtilo). Parmak. Anlam genislemesiyle, bir yazim araci.
Daktilografi: Δακτυλογραφία (Daktilografia). Daktiloyazim.
Dandanaz: Dανδανας (Dandanas). Eski Yunanca. Ekinleri ince tas, kum, toprak gibi nesnelerden ayirmak için kullanilan aygit, elek, kalbur.
Defne: Δάφνη (Dâfni). Yunan mitolojisindeki bir genç kizin isminden mülhem. Rivâyete göre, amansiz bir hastaliga tutlan genç kiz bir agaca dönüsür. Yapraklarini yaz-kis dökmeyen bir agaç türü.
Defter: Τεφτέρι (Teftêri).
Dekan: Δέκαρχος (Dêkarhos). Δεκα (Deka): On- Άρχηγός (Ârhigôs): Baskan. On kisinin baskani. Anlam genislemesiyle, bir fakültenin en üst düzey yöneticisi, kelime önce Fransizca’ya (Décan olarak) oradan da Türkçe’ye geçmistir. Ing; Dean.
Dekatlon: Δεκαθλον (Dekathlon). Δεκα (Deka): On- Αθλητισμός (Athlitismôs): Atletizm. On atletizm disiplinin biraraya gelmesiyle olusturulan bir yarisma türü. Onlu Atletizm.
Delta: Δέλτα (Dêlta). Üçgen biçiminde olan. Akarsularin denize döküldükleri yerlerde olusan alüvyondan zengin cografî yapi. Cog. Ter.
Demagog: Δημαγωγός ( Dimagogôs). Δήμος (Dîmos): Halk, toplum, kitle- Άγω (Âgo): Yol açmak, ön açmak: Felsefe ter. Topluma yol gösteren. Anlam bozulmasiyla, bos laf üreten, içeriksiz konusmalar yapan, Mugâlataci.
Demagoji: Δημαγωγία (Dimagogîa). Δήμος (Dîmos): Halk, toplum, kitle-Άγω (Âgo): Yol göstermek, ön açmak. Topluma yol gösterme. Anlam bozulmasiyla, içeriksiz konusmalar yapma, bos laf üretme, mugâlata.
Demet: Δεμάτι (Demâti). Tutam, Avuç dolusu, bir avuç, bag, koçan anlamlarinda.
Demografi: Δημογραφία (Dimografîa). Δήμος (Dîmos): Halk, toplum, kitle-Γράφω (Grâfo): Yazmak. Halk tasviri, halk betimi. Anlam genislemesiyle, bir cografyada oturan (yasayan) insanlarin sayisi, yogunlugu, hareketliligi.
Demografik: Δημογραφικός-ή-ό (Dimografikôs). Demografiye deggin.
Demokrasi: Δημοκρατία (Dimokratîa). Δήμος (Dîmos): Halk- Κρατώ (Krâto): Idâre etmek, yönetmek. Halk iktidari, halk idâresi.
Demokrat: Δημοκράτης (Dimokrâtis).
Demokratik: Δημοκρατικός-ή-ό (Dimokratikôs).
Deontoloji: Δεοντολογία (Deontologîa). Δέον (Dêon): Iktiza, lüzum -Λόγος (Lôgos): Söz, bilim, bilgi veyâ Λέω (Lêo): Söylemek. (Özellikle Tip biliminde) Tip ahlâki, tip etigi.
Deri (Derma). Δέρμα (Dêrma). Cild.
Dermatoloji: Δερματολογία (Dermatologîa). Δέρμα (Dêrma)- Λόγος (Lôgos): Söz, bilim, bilgi. Deribilim, Cildiyye.
Despot: Δεσπότης (Despôtis). Hâkim olan, egemen, ev sahibi, reis, Kilise’de en üst düzeyde yönetici, bas papaz.
Despotizm: Δεσποτισμός (Despotismôs). Baskicilik, siddetli yöneticilik anlayisi, egemence davranis.
Diaspora: Διασπορά (Δiasporâ). Δια (Dia): Den, ile, için, dolayi, bastan asagi-Σπόρος (Spôros): Tohum. Saga sola dagilmis tohumlar anlaminda. Anavatan’in disinda yasayan ve ayni milletten olan insan toplulugu. Örn: Diaspora Ermenileri.
Didaktik: Διδαχή (Didahî). Ögretmek kökünden. Ögretici.
Didim: Δίδυμος (Dîdimos). Ikiz. Epididim teriminin içinde. Tip’ta, çift olan testisleri (hâyalar, husyeler) betimlemek amaciyla kullanilmistir.
Difteri: Διφθερίτις (Diftherîtis) veya Διφθερίτιδα (Diftherîtida). Corynobacterium Diphteriae adi verilen bakteri tarafindan olusturulan enfeksiyöz bir hastalik. Kuspalazi.
Dinamik: Δυναμικός-ή-ό (Dinamikôs). Kuvvetli, güçlü. Kuvvete deggin.
Dinamit: Δυναμίτης (Dinamîtis). Çok güçlü bir patlayici.
Dinamizm: Δυναμισμός (Dinamismôs). Dinamiklik hâli.
Dinamo: Δυναμο (Dinamo). Hareketli bir cihazin güç saglayan parçasi.
Dinamometre: Δυναμόμετρο (Dinamômetro). Güçölçer.
Dinozor: Δυνόσαυρος (Dinôsavros) veya Δεινοσαυρος (Dinosavros). Δυνο (Dino): Güçlü-Σαυρος (Savros): Kertenkele. Güçlü kertenkele veya Δεινός (Dinôs): Korkunç, müdhis, kötü, güçlü, büyük, musibet dolu, mâhir, nâzik –Σαυρος (Savros): Kertenkele. Korkunç, ürkütücü kertenkele anlaminda.
Diploma: Δίπλωμα (Dîploma). Ikiye katlama, kivirma, bükme. Ikiye katlanmis olan anlaminda, Anlam genislemesiyle Sahadetnâme, ehliyet belgesi.
Diplomasi: Διπλωματία (Diplomatîa).
Diplomat: Διπλωμάτης (Diplomâtis).
Diplomatik: Διπλωματικός-ή-ό (Diplomatikôs).
Disk: Δίσκος (Dîskos). Agirsak, mekik.
Diskotek: Δίσκοθήκη (Dîskothîki). Δίσκος (Dîskos): Agirsak, mekik- Θήκη (Thîki): kutu, kin, kap, koruncak veya θέτω (Thêto): Korumak. Tek tarafi kapali küçük alan, koruncak.
Diyabet: Διαβήτης (Diavîtis). Διαβαινώ (Diavenô): Arasindan geçmek, geçmek. Seker hastaligi.
Diyabetik: Δiαβητικός (Diavitikôs). Διαβαινώ (Diavenô): Arasindan geçmek, geçmek. Diabetli, Seker hastasi.
Diyafragma: Διάφραγμα (Diâfragma). Δια (Dia): Arasindan, araciligiyla, içinden-Φράγμα (Frâgma): Set, baraj. Böleç. Gögüs ve karin bosluklari arasinda bulunan kubbe seklindeki adalemsi yapi, iki boslugu ayiran zar veya septum, bölme. Fotograf makinesinin ayni adla anilan parçasi.
Diyagonal: Διαγώνιος (Diagônios). Δια (Dia): Bastan asagi, içinden, dolayi, arasindan-Γωνια (Gonia): Köse.
Diyagram: Διάγραμμα (Diâgramma). Δια (Dia): Içinden, dolayi, bastan asagi-Γραμμα (Grama): Harf.
Diyalekt: Διάλεκτος (Diâlektos). Δια (Dia): Içinden, dolayi, bastan asagi-Λέξη (Lêksi): Kelime. Sive, agiz, lehçe.
DIYALEKTIK: Διαλεκτικός-ή-ό (Dialektikôs). Δια (Dia): Bastan asagi, dolayi, ile, den- Λέξη (Lêksi): Kelime, söz, sözcük. Κelimeden, sözcükten, kelimeyle. Anlam genislemesiyle, karsitlarin çatismasi ve bir senteze (biresime) varilmasini ifâde eder. Tez (Sav)-Antitez (Karsisav)→Sentez (Biresim). Eytisim. Arapça; Ilm-i Hilâf-ü Cedel (Karsitlarin Çatismasi ilmi). Felsefe terimi.
"Ruh’un esya ve hadiseler karsisindaki ‘nasil’ tavrina karsi, akil ‘niçin’leri arar ve fikir meydana gelir. Fikrin içine islemis olan isletici sifat, Ruh’un merkezî fakültesi (konumundaki) ahlâktir ki, kendisinden zuhura geldigi (ortaya çiktigi) fikri ileriye dogru zuhur ettirir (ortaya koyar)…Bu çerçeve içinde diyalektik, fikrin kendisi degil, düzenidir, nizâmidir…Bir meseleyi anlatirken, herkesin bir diyalektigi vardir ve anne kizini paylarken (azarlarken) bile bir diyalektik sahibidir…Hangi sözünü öne alir, hangisini sona birakir, ne taraftan iknâ eder, nasil inandirir?.. Onun için diyalektik, ilmî bir tâbirle, ‘sözde, kelâmin içinde, fikrin tahkiyesi, siralanisi ve düzeni' demektir...Her inanilan sey ziddiyla iliskili olduguna göre, fikir kendi ziddini disarida birakma hadisesidir ki, mevzuundaki 'esas’a giden yolun düzeni olarak diyalektik, disarida birakmanin da düzeni olur. Bu düzen, yerine ve konusuna göre, metod, usûl, çizgi, biçim ve sekil ifâdesindedir; burada su kadarini söyleyelim ki, diyalektik, fikir balinin döküldügü petektir…Ahlâka gelince…Fail olmak yerine münfail sifatta, yani fiilin içine islemis ve isletici sifattadir. Sifatlar birseye degerini veren, ‘deger’ ise o seyin vasiflarini insan tabiatina nisbet etmek ve bu nisbetle aramaktir…” (Salih Mirzabeyoglu, “Siir ve Sanat Hikemiyâti-Estetik ve Ahlâk”, sayfa 38-39).
Diyaliz: Διάλυσις (Diâlisis). Διά (Diâ): Bastan asagi, den, ile, için, dolayi-Λύσις (Lîsis): Çözüm, çözünüm, erime, cevap. Ayirma, ayristirma. Böbrek yetmezligi olan hastalarda, kanin belli araliklarla temizlenmesi. Delikli bir zardan geçebilme yeteneklerinden yararlanarak, bir sivinin içinde bulunan çesitli maddelerin ayrilmasini saglamak.
Diyalog: Διάλογος (Diâlogos). Δια (Dia): Bastan asagi, dolayi, için, den, ile-Λόγος (Lôgos): Söz, kelâm, bilgi, bilim. Söz ile, Bilgi ile. Sözden, bilgiden, söze deggin. Anlam genislemesiyle, iki kisinin karsilikli konusmasi, bilgi alisverisinde bulunmasi.
Diyet: Δίαιτα (Dîeta). Uygulama, yönlendirme anlaminda. Türkçe’ye, Farsça’dan geçen ve “karsiligini verme” anlaminda kullanilan kelimeyle anlam benzerligi yoktur.
Dizanteri: Δυσεντερία (Disenterîa). Δυς (Dis): Zorluk, güçlük belirten bir önek-Eντερο (E-n-dero): Barsak. Kalin barsak iltihâbi. Gaitada kan ve mukus karakteristiktir. Örn. Basilli Dizanteri.
Dogma: Δόγμα (Dôgma). Degismez kani, Nass, Inak / Inag. Felsefe ter.
Dogmatik: Δογματικός (Dogmatikôs). Inaksal. Felsefe ter.
Dogmatizm: Δογματισμός (Dogmatismôs). Inakçilik. Felsefe ter.
Doktrin: Διδαχή (Didahî). Δάω (Dâo) veya Δάσκω (Dâsko): Eski Yunanca, Ögretmek (kökünden) oradan “Διδαχη" (Didahi) ve Διδάσκω (Didâsko):Ögretmek, biçiminde gelismistir. Diger açidan, “Δοκέω" (Dokêo): Inanmak, tefekkür etmek, derin düsünmek fiilinden mülhemdir. Önce Lâtince’ye “Doceo” (Doçeo-Doseo) biçiminde, oradan Bati dillerine daha sonra da Türkçe’ye Fransizca’dan “Doctrine” (Doktrin) felsefe-siyâsî bilimler yoluyla geçti. Ögreti anlaminda. Felsefe ve Siyâset ter. Doçent, Doktora ve Doktor kelimeleri de ayni kökten orijin alir.
Doz: Δόση (Dôsi). Verme, veris kelimesinden. Tip ve ecz. terimi. Örn. Yüksek doz (Overdose).
Dögen: Δογενος (Dogenos). Eski Yunanca. Üzerine sivri, kesici taslar çakilmis olan harman dögme tahtasi.
Drama: Δράμα (Drâma). Aslen eylem anlamina gelmekte olup bir tiyatro türünü ifâde eder.
Dramatik: Δραματικός (Dramatikôs). Drama deggin, acikli, üzücü.
Dramaturg: Δραματουργός (Dramaturgôs). Drama hâline getiren.
Dramaturji: Δραματουργία (Dramaturgîa). Drama hâline getirme, dramlastirma.
- E -
Efe: Έφηβος (Êfivos). Yigit, delikanli.
Efendi: Αφέντης (Afê-n-dis). Patron anlaminda. Anlam genislemesiyle, bey, varlikli ve asil kisi mânâsini yüklenmistir.
Eflâtun: Πλάτωνας (Plâtonas). Ünlü Yunan bilge ve ideolog Platon’a (Felâtun) verilen isim. Bu isimden mülhem olarak anlam degisimiyle “Açik Mor” renkli anlaminda.
Ege: Αιγαίο (Egeo).
Egemen: Ηγεμόνας (Igemônas). Hâkim. Hegemonya sahibi, Hakan.
Ego: Έγώ (Êgô). Benlik, Nefs.
Egoizm: Εγωισμός (Egoismôs). Bencillik, hodbinlik.
Egotizm: Εγωτισμός (Egotizmôs). Benlikçilik.
Egosantrik: Εγωκεντρικός-ή-ό (Egokentrikôs). Benmerkezci.
Egosantrizm: Εγωκεντρισμός (Egokentrismôs). Benmerkezcilik.
Eglence: Γλέντι (Glêndi).
Eko: Ηχώ (Ihô). Yanki, akis, aks-i sedâ
Ekoloji: Οικολογία (Ikologîa). Oίκος (Ikos): Ev-Λόγος (Lôgos): Söz, Kelâm, Bilgi, Bilim: Çevrebilim.
Ekolojik: Oικολογικός-ή-ό (Ikologikôs). Çevrebilimsel.
Ekonomi: Oικονομία (Ikonomîa). Oίκος (Ikos): Ev-Νόμος (Nômos): Düzen, nizâm, idâre. Ev idâresi. Anlam genislemesiyle, Iktisat.
Ekonomik: Oικονομικός-ή-ό (Ikonomikôs). Ekonomiye deggin.
Ekstazi: Έκσταση (Êkstasi). Εκ (Ek): Dis, dista, disarida-Στάση (Stâsi): Durum, durus, hâl. Esrime, kendinin disinda olma.
Ekümenik: Oικουμενικός-ή-ό (Ikumenikôs). Οικέω (Ikêo): Ikâmet etmek, Oικουμένη (Ikumêni): Mûkim. Evrensel, cihansümûl, Âlemsümûl mânâsina. Örn. Ekümenik Patrik (Evrensel Patrik). Ortodoks Hristiyanlari’nin temsilcisi olan Patrik’in, bütün dünya Ortodokslari’nin lideri olmasi hâli.
Ekzotik: Eξωτικός (Eksotikôs). Έξω (Êkso): Disari. Disaridan gelen, ilginç, dikkat çekici mânâlarini üstlenmistir.
Elastik: Ελαστικός-ή-ό (Elastikôs). Sünek.
Elektrik: Ηλεκτρικός (Ilektrikôs). Elektrik.
Elektrod: Ηλεκτρόδιο (Ilektrôdio). Elektrod.
Elektron: Ηλεκτρόνιο (Ilektrônio). Elektrik yüklü parçacik, kehribar.
Elektronik: Ηλεκτρονικός-ή-ό (Ilektronikôs). Elektrona deggin, elektronsal.
Elektrostatik: Ήλεκτροστατική (Ilektrostatikî).
Elips: Έλλειψη (Êlipsi). Oval, söbe biçimli geometrik sekil.
Elipsoid: Ελλειψοειδής-ής-ές (Elipsoidîs). Söbe, oval, yumurtamsi.
Eliptik: Eλλειπτικός-ή-ό (Eliptikôs). Elips’le ilgili olan.
Embryo: Έμβρυο (Êmvrio). Cenin, dölüt, cücük.
Empati: Εμπάθεια (Empâthia). Tutku, ihtiras. Bir kimsenin, kendisini baskasinin yerine koymasi, bu kimsenin daranislari ile kendi davranislarini yakin görmesi. Bir baska insanin hislerini anlama ve imgesel olarak onlara katilma yetenegi; duyguya öykünme.
Enerji: Eνέργεια (Enêrgia). Εν (En): Iç, içinde-Εργα (Erga): Is, çalisma, ugras, emek.
Enerjik: Ενεργειακός-ή-ό (Energiakôs).
Engerek: Εγκελίον (Egelîon). Yilanbaligi anlaminda. Bir yilan türü.
Enginar: Αγκινάρα (Aginâra).
Enigma: Aίνιγμα (Enigma). Muamma, Sir, Gizem, bulmaca. Daha ziyâde kâinatin sirlari mânâsina gelmektedir.
Entel(l)ektüel: Εντελέχεια (Entelêhia) teriminden türetilmistir. Entelehia kavrami ilk kez Yunan filozof Aristotelis tarafindan kullanilmis olup, “gizillik ile karsitlik içinde edimsellik” anlamina gelir, “Entelehia” kavrami, “içtihad” anlaminda da kullanilmistir. Kavram önce Bati dillerine (özellikle Fransizca) oradan da Türkçe’ye geçmistir. Latince “Intellectum” (Anlama, kavrama) kelimesinden geldigi iddia edilse bile, kelime ayristirildiginda, “inter” (arasinda) -"lex" (leks: kanun, kaide, ilke) sözcüklerinden olustugunu görürüz. “Lex” kelimesi ise yunanca “λέγω" (lêgo: Söylemek, demek) fiilinden köken almaktadir. Bir diger yorum ise, Latince “Inter” (Arasinda) ve Yunanca "Λέξις" (Leksis: Söz, kelime) kelimelerinin biraraya gelmesiyle olustugu seklindedir ki, burada anlam, “kelimeler arasi” olmaktadir. Aydin, münevver.
Entomoloji: Εντομολογία (E-n-domologîa). Εντομος (E-n-domos): Böcek-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Böcekbilim
Epifenomen: Επιφαινόμενα (Epifenômena). Felsefe ter. Ikincil fenomen, ikincil olgu. Insan beyninin fizyolojik ürünü olarak görülen bilinç biçimi.
Epifenomenizm: Επιφαινομενισμός (Epifenomenismôs). Bilincin yalnizca beynin fizyolojik bir ürünü oldugunu savunan ögreti. Ek-görüngücülük.
Epigrafi: Επιγραφία (Epigrafîa). Nükteli deyis, nükteli betim. Yafta, kitâbe.
Epigram: Επίγραμμα (Epîgramma). Nükteli deyis, yazi.
Epik: Eπικός-ή-ό (Epikôs). Destansi.
Epilepsi: Επιληψία (Epilipsîa). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-Λήψις (Lîpsis): Alma, tutma, zabt etme. Tip terimi olarak, Sara hastaligi. Beyindeki elektrikî aktivite bozukluklarina baglidir; Tutarik. Örn. Majör Epilepsi (Grand Mal).
Epiloji: Επιλογία (Epilogîa). Bir oyunun sonunda, oyunculardan biri tarafindan aktarilan ve genellikle siirsel bir biçimi olan konusma.
Episantr: Eπίκεντρο (Epîke-n-dro). Επι (Epi): Üzerinde, üstte-κεντρος (Ke-n-dros): Merkez. Jeoloji terimi olarak, Depremin yüzeydeki izdüsümü, izdüsümsel merkezi.
Epistemoloji: Eπιστημολογία (Epistimologîa). Επιστήμη (Epistîmi): Bilgi, fen- Λόγος (Lôgos): Söz, Kelâm, Bilgi, Bilim. Bilgibilim. Bilgikuram.
Eretik (Heretik): Αιρετικός (Eretikôs). Αιρέω (Erêo): Seçmek, ayirmak, Felsefe terimi olarak, Günâhkâr.
Eretizm (Heretizm): Αιρετισμός (Eretismôs). Αιρέω (Erêo): Seçmek, ayirmak. Felsefe terimi olarak, Günâhkârlik, dinî verileri saptirma veya reddetme.
Ergen: Εργένης (Ergênis).
Ergonomi: Eργονομία (Ergonomîa). Εργον (Ergon) veya Εργα (Erga): Is, çalisma-Nόμος (Nômos): Düzen, isleyis. Is düzeni. Insan ve çalisan çevresi ile ilgili olarak çesitli biyolojik faktörlerin uygulanmasi.
Ergonomik: Eργονομικός (Ergonomikôs). Ergonomiye deggin.
Eristik: Εριστικός (Eristikôs). Έρις (Êris): Çekisme, çatisma, kavga, nifak. Tartisma ugruna tartisma ile ilgili. Tersten diyalektikçi.
Eristizm: Εριστισμος (Eristismos). Felsefe terimi, kavga teknigi. Negatif diyalektikçilik, ters diyalektikçilik.
Eroin: Ηρωίνη (Iroîni). Ηρωας (Iroas): Kahraman. Bu kelimeden gelistirilmis olup asli, Yunan mitolojisindeki ask (cazibe) ilkesi (tanrisi) Eros’tur.
Erojen: Eρωγενους (Erogenus). Έρωτας (Êrotas): Ask, Sevi-Gόνος (Gônos): Olussal. Askolussal, ask uyandirici, askdürtüsel.
Erotizm: Ερωτισμός (Erotismôs). Έρωτας (Êrotas): Ask, Sevi. Askçilik, ask yogunlugu.
Erotojenik: Ερωτογενική (Erotοgenikî). Έρωτας (Êrotas): Ask- Γόνος (Gônos): Olussal. Askolusa deggin, askolusla ilgili.
Erotomani: Eρωτομανία (Erotomanîa). Έρωτας (Êrotas): Ask- Μανία (Manîa): Asiri baglilik. Aska asiri baglilik, ask hastaligi.
Erotomanyak: Eρωτομανος (Erotomanos). Ask hastasi.
Esâtir: Σάτυρα (Sâtira). Mitoloji, efsâneler.
Eskatoloji: Έσχατολογία (Êshatologîa). Έσχάτως (Êshâtos): Geçen, son olarak, son raddede veya Έσχατος (Êshatos): Son, sonuncu- Λόγος (Lôgos): Söz, Kelâm, Bilgi, Bilim. Ölümötesibilim.
Esoterik: Eσωτερικός-ή-ό (Esoterikôs). Batinî, içsel, gizil.
Esoterizm: Eσωτερισμός (Esoterismôs). Din ve felsefe terimi. Erginlenme, tesris. "Disaridaki”, “yabanci”, “haricî”, “bigâne” kisinin “içeri” alinmasi, “mahrem” kilinmasi esasina dayanan mistik faaliyet, içreklik, Batinîyye.
Estetik: Aισθητικός-ή-ό (Esthitikôs). Duyusal, hissî.
Estetizm: Aισθητιτισμος (Esthitismos). Duyuculuk, Hisçilik. Fels. Ter.
Eter: Aiθήρ (Ethîr). Uzay boslugu, Esîr.
Eter: Aιθέρας (Ethêras). Kimyevî bir madde. Anestetik özellige sahiptir. Lokmanruhu.
Etik: Ηθική (Ithikî). Bir degere ve inanç sistemine bagli olarak meydana getirilen belirli ilkeler, Ahlâk, Ahlâk sistemi.
Etimoloji: Ετυμολογία (Etimologîa). Έτυμο (Etimο): Gerçek-Λόγος (Lôgos): Bilim, Kelâm. (Kavramlar için) Kökenbilim.
Etni: Eθνος (Ethnos). Irk, soy-sop.
Etnik: Eθνικός-ή-ό (Ethnikôs): Irkî, Millî.
Etnografya: Eθνογραφία (Ethnografîa). Irkyazim. Irk betimi.
Etnolog: Έθνολόγος (Êthnolôgos). Irkbilimci, soybilimci.
Etnoloji: Eθνολογία (Ethnologîa). Irkbilim.
Etos: Εθος (Ethos). Töre, aliskanlik, itiyat. Bir toplulugun ayirdedici karakteri, ruhu, tutumu.
EVDEMONIZM: Ευδαιμονισμός (Evdemonismôs). Ευ (Ev, Ef): Hos-Δαιμον (Demon): Orijinal anlami itibâriyla “cennette üst düzey görevli, misyon sâhibi", Islâm’daki Âlûn melekleri gibi bir anlama sâhipken zamanla anlam sapmasina ugrayip seytan mânâsini yüklenmistir. Abdera (Avdira) Okulu’nun kurucularindan olan Dimokritos’un gelistirdigi ögreti. Buna göre, mutluluk, Ruh’un dinginligidir. Buna ‘Efthimîa’ (Ευθυμία) denir. Efthimîa, insan eyleminin son amaci, gâyesidir. Mutlak iyi olan ‘efthimîa"dir. Sokrates’in ahlâk ögretisinin ana özelligi de “evdemonist”tir. Sokrates hayati boyunca, içinde bir “Demon” bulundugunu ve onun sesini dinledigini söyler. Sokrates, bunu ilâhî bir ses olarak kabul eder ve ona uyar. Bu “Demon”, Sokrates’in ahlâk anlayisinin tek yanli rasyonalizmini (akilciligini) tamamlayan bir etken olarak görünür zira “Demon”, “irrasyonel” (akildisi) birsey olarak kabul edilir. Mistik bir ögedir. Kinizm’in kurucusu Antisthenes’in ahlâk ögretisi de evdemonisttir. Mutluluga ancak bos kuruntulardan kurtulunca ulasilabilir. Ruh böylece özgürlesebilir. Erdem ve özgürlük budur. Insanin, “iç”inden bagimsiz olmasidir. Saglik, güzellik, zenginlik, lüks, san, söhret, seref vs. gibi seyler aldiris edilmemesi gereken, kayitsiz kalinacak seylerdir. Olsa olsa, bu süpheli seylerin karsitlari birer degerdir. Yoksulluk, ihtiyaçsizlik, adi sani olmamak, insani bos gururdan, bos kuruntulardan korurlar. Haz da çok tehlikelidir, insani deli eder, kölelestirir. Bunun yerine, sikinti, isdirap ve aci konulmalidir. Bunlar, insani dirençli ve siki kilar. Evdemonizm, Mutçuluk ögretisi olarak da adlandirilir. Felsefe terimi.
Evlek: Αυλάκι (Avlâki). Küçük hendek, ekim için sabanla tarlada açilan uzun yarik.
Evropyum: Ευρώπη (Evrôpi). Yunan mitolojisinde bir varlik. Avrupa. Bir kimyevî element. Eu
- F -
Falaka: Φαλαγγος (Falagos). Kalin sopa. Yunanca’dan Arapça’ya oradan da Türkçe’ye geçmistir.
Fanila: Φανέλλα (Fanêla).
Fanus: Φανός (Fanôs) veya Φονός (Fonôs). Külâh, baslik, fener kapagi anlamlarinda.
Fantastik: Φανταστικός (Fa-n-dasdikôs). Hayalsi, hayallere deggin.
Fantazmagorik: Φαντασμαγορικός (Fa-n-dasmagorikôs). Çok ileri bir hayal gücü gerektiren, ileri bir tasavvura dayanan.
Fantazmagorya: Φαντασμαγορία (Fa-n-dasmagoria). Ileri tasavvur.
Fantezi: Φαντασία (Fa-n-dasia). Hayal kurma, hayal etme.
Farfara: Πέρπερος (Pêrperos). Eski yunanca’da geveze anlaminda. “Vir vir” sözü de ayni kökten gelmektedir.
Fasarya: Φασαρία (Fasarîa): Gürültü, patirti, karisiklik, lüzumsuz konular üzerinde tartisma anlaminda.
Fasulye: Φασίολος (Fasîolos) veya Φασολία (Fasolîa) ya da Φασολακία (Fasolakîa) seklinde söylenir. Yesil bir bitki (sebze).
Fayton: Φαέθων (Faêton). Yunan mitolojisinde Günes arabasinin sürücüsü anlaminda.
Feleng: Φαλαγγη (Falagi). Dayanak, dayanilan araç anlaminda. Karaya çekilen kayiklarin altina konulan ya da yapi islerinde iskele kurulurken kullanilan dayanak. Filing, falang biçiminde de söylenir.
Felsefe: Φιλοσοφία (Filosofîa). Φίλος (Fîlos) veya Φιλώ (Filô): Sevgili, arkadas, dost. Σοφία (Sofia): Hikmet. Hikmet sevgisi.
Fener: Φαναρι (Fanari). Isildak, isiklik. Küçük fanus.
Fenomen: Φαινόμενο (Φenômeno). Olgu, olay. Görüngü.
FENOMENOLOJI: Φαινομενολογία (Fenomenologîa). Φαινομενο (Fenomeno): Olay, olgu-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi. Olgubilim.
1920’li yillarin basindan itibâren Avrupa kapitalizminin toplumsal düzeni, savasin yikimi ve savas sonrasindaki politik kargasanin etkileri tarafindan kökünden sarsildi. Bu düzenin geleneksel anlamda dayandigi ideolojiler ve yönetimine hizmet eden kültürel degerler tümüyle sarsinti geçirdi. Bilim, olgulari siniflandirmaktan baska hiçbir sey yapmayan gerici bir pozitivizmin içine düstü; felsefe ise, bu tür bir pozitivizm ile, savunulamaz bir öznelcilik (subjectivisme) arasinda sikisip kaldi; Görecelik ve metafizik biçimler gelisti. Iste tam bu dönemde Alman filozof Edmund Husserl yeni bir felsefe gelistirme çabasina girdi. Husserl, yasanan ideolojik krizin, akildisici barbarlik ile, kendine yeten bir psikoloji bilimi sâyesinde ulasilabilecek mânevî bir yeniden dogusun arasinda bir seçim mes’elesi oldugunu söyler.
Husserl, kesinlik arayisina, “dogal tavir" diye adlandirdigi tavri, nesnelerin dis dünyada bizden bagimsiz olarak var olduklari ve bizim bu nesnelere iliskin bilgimizin genelde güvenilir olduguna iliskin sagduyusal inanci geçici olarak reddederek basladi.
Kesin olarak bilebilecegimiz, açik seçik bir sey var midir?
Husserl’e göre nesnelerin bagimsiz var oluslarindan emin olmasak da yasam planinda bulunan gerçek nesne bir yanilsama olsun olmasin, bilincimizde dolaysiz olarak nasil göründüklerinden emin olabiliriz. Nesnelere, kendi için seyler degil de bilinç tarafindan konumlanan veyâ “amaçlanan" seyler olarak bakilabilir. Her türlü bilinç, bir “sey"in bilincidir: Düsünürken, “ben" düsüncemin belli bir nesneye "yönelik" oldugunu bilirim. Düsünce edimi (faaliyeti) ve düsüncenin nesnesi içsel olarak iliskili ve karsilikli olarak bagimlidir. Benim bilincim dünyanin edilgin (pasif) biçimde kesfedilmesinden ibâret degildir, onu olusturur veyâ “amaçlar". Su hâlde kesinlige varmak için, herseyden önce bizim dolaysiz yasantimizin disinda kalan herseyi görmezlikten gelmeli veyâ "paranteze almaliyiz"; dis dünyayi yalnizca kendi bilincimizin içeriklerine indirgemeliyiz. “Fenomenolojik indirgeme" adi verilen bu indirgeme Husserl’in ilk önemli adimidir. Bilince “içkin" olmayan hersey kesinlikle dislanmalidir; tüm gerçeklikler bizim zihnimizdeki görünüslerine göre saf “fenomenler" olarak ele alinmalidir ve kendisinden yola çikabilecegimiz tek kesin veri de budur. Husserl’in, felsefî yöntemine verdigi isim “fenomenoloji" bu isrardan kaynaklanir. Fenomenoloji, saf fenomenler bilimidir.
Ancak, bu da sorunlari çözmez. Çünkü zihnimizin içeriklerini tarayinca belki de kaotik bir bilinç akimi, olgularin gelisigüzel akisinin ötesinde bir seye rastlamayiz ve dolayisiyla da kesinligi bunun üzerinde temellendiremeyiz. Oysa ki, Husserl’in ilgilendigi saf fenomen türü, keyfî bireysel tikellerden ötede bir seydir. Genel “özler" sistemidir, çünkü fenomenoloji, imgelemdeki her nesneyi, o nesnenin degismezini bulana kadar degistirir. Fenomenolojik bilgiye sunulan, örnegin kiskançligin veyâ kirmizi rengin yasantisi degil, bu nesnelerin kiskançlik veyâ kirmizilik gibi evrensel tipleri veyâ özleridir. Bir fenomeni tümüyle ve saf olarak kavrayabilmek, ondaki degismezi ve özsel olani kavramak demektir.
Fenomenoloji, ne bireylerin keyfî, bölük pörçük yasantilariyla ilgilenen bir ampirisizm biçimiydi ne de yalnizca bu bireylerin gözlemlenebilir zihin süreçlerini arastiran bir çesit “psikolojizm"di. Fenomenoloji bilincin yapilarini ortaya koydugunu ve bu edimiyle fenomenlerin kendilerini de ortaya koydugunu iddia ediyordu. Son tahlilde, fenomenoloji bir “metodik idealizm" biçimidir. O, insan öznesini yeniden dünyanin merkezine yerlestirerek acili bir tarihî soruna düssel bir çözüm sagladi.
Feslegen: Βασιλικός (Vasilikôs): Kral. Kral’a ait, krallara layik yiyecek anlaminda. Bir bitki, kralotu, Kirkbudak.
Fiçi: Βυτίον (Vitîon) veya Φουτίον (Futîon).
Findik: Φουντούκι (Fundûkia). Pondus (Ποντος-Güzel Deniz) kelimesinden türemis olup, Pondus’tan gelen anlamini tasir. Pondus, Yunan mitolojisinde Gaia (Gaya, Gea)’nin yani “Yeryüzü”nün (topragin) çocuklarindan biri olup, “güzel deniz” anlamina gelmektedir. Eski Yunanlar, findiga, Pondus Cevizi anlamina gelen “Καρύδι Ποντιακα" (Karîdi Pondiaka) derlerdi. Yine Yunanca "Ποντικι" (Po-n-diki) kelimesi fâre anlamina gelmekte olup, “Pondus’tan gelenle birlikte” anlamindadir çünkü Trabzon limanindan yüklenen findiklarin arasina karisan fareler de, findiklarla birlikte Yunan limanlarina ulasiyorlardi. Türkçe'de findik fâresi olarak bilinen küçük bir fare türünün ismi de buradan mülhemdir.
Firça: Βούρτσα (Vûrça). Fransizca’ya “Brosse”, Ingilizce’ye “Bross” olarak geçmistir.
Firin: Φούρνος (Fûrnos).
Fiski: Φουσκι (Fuski). At veya esek tersi.
Fidan: Φυτό (Fitô). Bitki, filiz.
Fide: Φιδές (Fidês). Eskin / Eriskin filiz. Bu kelime de “Φυτό" (Fitô-bitki) kelimesinden evrilmistir.
Filantropi: Φιλανθρωπία (Filanthropîa). Φίλος (Fîlos): Dost, arkadas, sevgili-Ανθρωπος (Anthropos): Insan. Insan sevgisi.
Filarmoni: Φιλαρμονία (Filarmonîa). Φίλος (Fîlos): Dost, arkadas, sevgili -Αρμονία (Armonîa): Aheng, uyum. Aheng sevgisi. Örn, Filarmoni orkestrasi.
Filiz: Βλαστός (Vlastôs). Ελιξ (Eliks): Tohumdan çikan sürgün anlaminda.
Filogenesis: Φυλογενέσις (Filoyenêsis). Φυλή (Filî): Soy, sop, kabile, asiret-Γενέσις (Yenêsis): Olus, tekvin. Soyolus.
Filogenetik: Φυλογενετηκη (Filogenetiki). Soyolussal.
Filoloji: Φιλολογία (Filologîa). Φιλο (Filo): Sevgi. Λόγος (Logos): Söz, kelâm, bilgi. Sözsevgisi. Edebî metin arastirmaciligi. Edebiyat, yazinbilim.
Filolojik: Φιλολογικός (Filologikôs). Edebî, yazinsal.
Filozof: Φιλόσοφός (Filôsofôs). Hikmetsever.
Fire: Φύρα (Fîra). Azalma, eksilme.
Fiske: Φούσκα (Fûska). Sisik, kabarik.
Fizik: Φυσική (Fisikî). Fizik bilimine deggin, dogaya deggin.
Fizyokrasi: Φυσιοκρατια (Fisiokratia). Φυσις (Fisis): Tabiat, doga-Κρατω (Krato): idâre etmek, yönetmek, düzene koymak. Tabiatin hükümdarligini savunan ögreti.
Fizyoloji: Φυσιολογία (Fisiologîa). Φυσις (Fisis): Tabiat-Λόγος (Lôgos): Bilim, söz, kelâm, bilgi. Dogabilim, islevbilim.
Fizyolojik: Φυσιολογικός-ή-ό (Fisiologikôs). Islevbilimsel, dogabilimsel.
Fizyonomi: Φυσιογνωμία (Fisiognomîa). Φυσις (Fisis): Doga, tabiat-Γνομι (Gnomi): Bilgi. Doga bilgisi.
Fizyonomik: Φυσιογνωμικός-ή-ό (Fisiognomikôs). Fizyonomi’ye deggin.
Fizyoterapi: Φυσικοθεραπεία (Fisikotherapîa). Fizik-tedâvi.
Fok: Φώκια (Fôkia). Bir deniz memelisi. Türkçe’de deniz ayisi olarak da ifâde edilmektedir.
Folluk: Φωλιά (Foliâ). Yuva.
Fonetik: Φωνητική (Fonitikî). Sese deggin.
Fonograf: Φωνόγραφος (Fonôgrafos). Φωνή (Fonî): Ses-Γραφω (Grafo): Yazmak. Ses kaydi yapan bir aygit.
Fonografik: Φωνογραφικός (Fonografikôs). Seskayitsal.
Fonogram: Φωνόγραμμα (Fonôgrama). Φωνή (Fonî): Ses-Γραμμα (Grama): Harf. Sesyazim.
Fosfor: Φωσφόρος (Fosfôros). Ilk isiyan, ilk parlayan, Isigi tasiyan, sabah yildizi.
Fotofon: Φωτοφωνος (Fotofonos).
Fotograf: Φωτογραφία (Fotografîa).
Fotojeni: Φωτογένεια (Fotogênia). Fotografta güzel çikma.
Fotojenik: Φωτογένεικός (Fotogenikôs).
Funda: Φουντα (Fu-n-da). Püskül, tepelik anlamlarinda.
- G -
Galaksi: Γαλαξίας (Galaksîas). Γάλα (Gâla): Süt- Άξια (Âksia): Deger, kiymet, liyâkat, meziyet. Süte benzer, Süt degerinde, kehkesan, Samanyolu (Milk way).
Galata: Γαλατας (Galatas). Sütçü. Istanbul’un en eski semtlerinden birinin ismi.
Gangren: Γάγγραινα (Gâgrena). Vücutta bulunan bazi doku bölümlerinin ölmesi. Genellikle kan akisinin azligina baglidir. Kimi zaman da direkt (dogrudan) travmalara veya enfeksiyonlara (gazli) bagli olabilir.
Gargara: Γαργάρα (Gargâra).
Gastronomi: Γαστρονομία (Gastronomîa). Γαστηρ (Gastir): Karin, Mide-Νόμος (Nômos): Düzen, isleyis. Kaliteli yeme-içme bilgisi.
Gaz: Χάος (Hâos). Kaos kelimesinden evrilmis olup isim babasi Van Helmont’tur. Türkçe’ye Fransizca’dan geçmistir.
Gebre: Κοπρος (Kopros). Diski, Kemre, gübre.
Gem: Χεμος (Hemos). Eski Yunanca; kontrol edebilmek amaciyla atin agzina takilan özel aygit.
Geniz: Γενις (Genis) veya Γναθος (Gnathos). Eski Yunanca, Altçene kemigi, çene. Gnathion: Altçenenin tam orta noktasi.
Geometri: Γεωμετρία (Yeometrîa). Γεω (Yeo) veya Γη (Yi): Toprak, yeryüzü-Μετρω (Metro): Ölçmek.
Geometrik: Γεωμετρικός (Yeometrikôs).
Gen: Γενος (Genos).
Genetik: Γενέσις (Yenêsis). Olus, tekvin. Çekirdegin ve çekirdek disindaki olusumlarin oynadigi rolün incelenmesi.
Gerdel: Χαρδοφι (Hardofi) veya Kardofi. Agaçtan yapilmis su kabi.
Glikoz (Glükoz): Γλυκος (Glikos). Tatli, seker, sekerli. Üzüm sekerinde bulunan dekstroz. Monosakkarid yapidadir. Karbonhidratlarin yapisina istirak eden sekli barsak kanalindan emilerek dolasim kanina katilir, glikojen seklinde karacigerde depolanir.
Gliserin: Γλυκερίνη (Glikerîni). Sentetik olarak hazirlanan veya sabun imâli sirasinda yan ürün olarak elde edilen berrak, surup görünümünde bir sivi. Rutubet etkisi vardir.
Gnosis: Γνώσις (Gnôsis). Dinî tasarimlarin sezgisel bilgisi.
Gönder: Κοντάρι (Ko-n-dâri).
Gönye: Γωνια (Gonia). Köse, açi. Köseölçer, Iletki, minkâle.
Gnosis: Γνώσις (Gnôsis). Sezgisel bilgi.
Gnostik: Γνωστικός (Gnostikôs). Bilinebilir. Felsefe ter.
Gnostisizm: Γνωστικισμός (Gnostikismôs). Bilinebilirlik ögretisi. Felsefe ter.
Grafik: Γραφικός (Grafikôs). Γραφω (Grafo): Yazmak. Bu kelimeden gelip, bir olayi veya olguyu yazim, betim yöntemiyle ifâde etme teknigi.
Grafit: Γραφίτης (Grafîtis).
Grafoloji: Γραφολογία (Grafologîa). Yazibilim.
Gramer: Γραμματική (Gramatikî). Önce Fransizca’ya (Grammaire) oradan da Türkçe’ye girmistir.
Gramofon: Γραμμόφωνο (Gramôfono). Bir müzik âleti, Ses-yazar.
Gübre: Κοπρος (Kopros). Diski, Gaita.
Güderi: Kουδαρίον (Kudarîon). Koyun gönü, deri.
Gügüm: Kουκουμίον (Kukumîon). Küçük kazan, su kabi.
- H -
Halat: Χαλος (Halos). Eski Yunanca, ip, urgan.
Halojen: Αλογονο (Alogono). ¨Αλαξ (Âlaks): Eski Yunanca, tuz-Γονο (Gono): Olus, olma, tekvin. Metal olmayan kimyevî element. Örn. Brom, Klor.
Hamarat: Ευμαρες (Evmares). Becerikli, basarili, isbilir.
Harita: Χάρτης (Hârtis).
Havyar: Χαβιάρι (Haviâri). Balik yumurtasi. Bir diger iddiaya göre, Farsça, “Hâye” (yumurta) ve “Var” (gibi) kelimelerinden olusmustur ve “yumurta gibi” anlamina gelmektedir.
Hedonizm: Ηδονισμος (Idonismos). Ηδονή (Idonî): Haz, zevk, sefa, eglence. Felsefe terimi olarak, Hazcilik.
Hegemonik: Hγεμονικός (Igemonikôs). Egemen, hâkim.
Hegemonya: Hγεμονία (Igemonîa). Egemenlik. Hâkimiyet.
Hektar: Eκτάριο (Ektârio). Bir yüzey ölçüsü birimi. Έκατόν (Êkatôn): Yüz (100) kökünden.
Helenik: Έλληνικός (Êlinikôs). Büyük Iskender (Mεγας Αλεξανδρος-Megas Aleksandros) öncesi Yunan kültürüne deggin.
Helenistik: Έλληνιστικη (Êlinistiki). Büyük Iskender sonrasi Yunan kültürüne deggin.
Helenizm: Ελληνισμός (Elinismôs). Yunan mefkûresinin ve kültürünün yayginlastirilmasini öngören ögreti.
Helezon: Έλικας (Êlikas). Heliks.
Helikopter: Eλικόπτερο (Elikôptera). Έλικας (Êlikas): Helezon-Πτερό (Pterô): Kanat. Helezon-kanatli.
Heliks: Έλικας (Êlikas). Helezon.
Hellim: Χελλουμι (Helumi). Kibris adasinda üretilen bir tür peynir.
Helyum: Ήλιος (Ilios). Günes. Günes kelimesinden. Bir kimyevî element, asal gazlar sinifindan. He.
Hematit: Αιματίτης (Ematîtis). Bir cins degerli tas.
Hemofili: Aιμοφιλία (Emofilîa). Aιμα (Ema): Kan-Φιλία (Filîa): Sevme, temâyül. Kanamaya meyil, kanamaya temâyül. Bir kan hastaligi. Antihemofilik (Hemofili karsiti) globülin faktör (8. Faktör) eksikligi. Kalitsaldir.
Hemoroid: Aιμορροϊδες (Emoroides). Αιμα (Ema): Kan-Ρεω (Reo): Akmak. Bâsur. Anal bölgede bulunan toplardamarlarin genislemesi (variköz degisiklik) ve buna bagli kanamalarin ortaya çikmasi.
Hendek: Χανδάκι (Ha-n-dâki). Çukur.
Hepatit: Yπατίτις (Ipatîtis), Yπατίτιδα (Ipatîtida). Υπαρ (Ipar): Karaciger-Ειτις (Itis): Iltihabî durum. Karaciger iltihâbi, yangisi.
Heretik: Aιρετικός-ή-ό (Eretikôs). Felsefe ter. Yerlesik Kilise dogmalarina karsi çikan, onlarla çatisan. Günâhkâr, sapkin.
Hermenetik: Ερμηνευτική (Ermenetikî). Yorumbilim.
Hermetik: Ερμητικός (Ermitikôs). Yunan ilâhi Hermes’e (Ερμης-Ermis) deggin. Gizemsel, büyüsel.
Hermetizm: Ερμητισμός (Ermitismôs). Yunan ilâhi Hermes’le (Ερμης-Ermis) ilgili olan. Gizemcilik, büyücülük.
Herpetoloji: Ερπετολογία (Erpetologîa). Sürüngenbilim.
Hesikazm: Ησυχασμός (Isihasmôs). “Ήσυχια" (Isihia): Rahatlik, sükûnet. Anlam genislemesiyle ve din terimi olarak, inzivaya çekilmek. Kesislerin manastira çekilmesi.
Heterodiyejetik: Eτεροδιηγητικός (Eterodiigitikôs). "¨Ετερος" (Êteros): Baska, diger, öteki, farkli- “Διηγούμαι" (Diigûme): Anlatmak. Εdebiyat terimi. Kendisi anlatida görünmeyen.
Heterodoks: Eτερόδοξος-η-ο (Eterôdoksos). "¨Ετερος" (Êteros): Baska, diger, öteki Farkli-Δόξα (Dôksa): Kanâat, kani. Farkli yollara / duruslara sahip olan. Orthodoks karsiti. Felsefe terimi.
Heterogami: Ετερογαμία (Eterogamîa). "¨Ετερος" (Êteros): Baska, diger, öteki, farkli-“Γάμος" (Gâmos): Evlilik, dügün. Farkli eslilik.
Heterojen: Eτερογενικός-ή-ό (Eterogenikôs). "¨Ετερος" (Êteros): Baska, diger, öteki, farkli-“Γονο" (Gono): Olus, tekvin. Farkli oluslara sahip olan, farkli kökenden olan, kaynagi-mensei baska olan.
Heterolog: Ετερολογος (Eterologos). "¨Ετερος" (Êteros): Baska, diger, öteki, farkli- “Λόγος" (Lôgos): Kelam, bilgi, bilim. Baska baska kaynaklara-bilgilere ait olan.
Heyyula: Ύλη (Ili). Madde. Bu kelimesinden türetilmistir. Türkçe’ye Arapça’dan geçen bu kavram Islâm düsüncesinde “Ruh” kavraminin ziddi olarak kullanilmis, daha ziyâde Neo-Platonien (Yeni Platoncu) felsefenin gelisimiyle yayilmis, sonralari yerini özdek kavramina birakmistir. Islâm’da “Hyle” (Ili), diriligin, canliligin karsitidir. Ruh, Hyle’nin disinda ve özgün bir varliktir. Anlam genislemesiyle, çocuklari korkutmak için de kullanilmis ve “umaci”, “dev” veya “hortlak” anlamlarini yüklenmistir.
Hiristiyan: Χριστιανός (Hristianôs). Χριστός (Hristôs-Mesih) adindan mülhem. Isevî, Hz. Isa’ya (Ιησούς Χριστός-Iisûs Hristôs / Isâ Mesih) inanan. “Hristo” kelimesinin kökeni bir görüse göre, “Χρίσμα" (Hrîsma) sözcügüdür ve “Mukaddes yag” veya “bu yagla takdis etme” mânâlarina gelir. Bu anlamda “Hristos”, mukaddes yag ile kutsanmis mânâsini yüklenir. Diger bir görüse göre ise, "Χρηστός" (Hristôs) kelimesinden gelmektedir ki, mânâsi “Iyi, namuslu”dur.
Hiristiyanizm: Χριστιανισμός (Hristiyanismôs). Hz. Isâ’ya inananlarin tâkib ettigi yol. Hristiyanlik, Hristiyanlik ideolojisi.
Hirnap: Χαρούπι (Harûpi). Keçiboynuzu.
Hidrodinamik: Yδροδυναμικός-ή-ό (Idrodinamikôs). Su kuvvetine deggin.
Hidroelektrik: Yδροηλεκτρικός-ή-ό (Idroelektrikôs). Su’dan elektrik elde edilmesi. Su kuvvetiyle elektrik elde edilmesi.
Hidrofil: Yδρόφιλος-η-ο (Idrôfilos). Υδρο (Idro): Su, sivi-Φιλος (Filos): Dost, sevgili, arkadas. Su sever, sivi sever, sivicil.
Hidrofon: Yδρόφωνο (Idrôfono). Υδρο (Idro): Su, sivi-Φωνή (Fonî): Ses. Denizalti dinleme cihazi.
Hidrofor: Υδρόφορο (Idrôforo). Υδρο (Idro): Su, sivi-Φορευω (Forevo): Tasimak. Su tasiyici.
Hidrografi: Yδρογραφία (Idrografîa). Υδρο (Idro): Su, sivi-Γραφω (Grafo): Yazmak. Su (deniz) yazim, su (deniz) tablosu.
Hidrojen: Yδρογενής-ής-ές (Idrogenîs) veya Υδρογόνο (Idrogôno). Υδρο (Idro): Su, sivi- Γενης (Genis / Yenis): Olus, tekvin. Su oluslu, su kökenli anlaminda. Bir kimyevî element. H
Hidrometre: Υδρόμετρον (Hidrômetron). Υδρο (Idro): Su, sivi- Μετρω (Metro): Ölçmek. Suölçer, siviölçer. Sivilarin özgül agirlikklarinin saptanmasinda kullanilan bir aygit.
Hidrosfer: Υδρόσφαιρα (Idrôsfera). Υδρο (Idro): Su, sivi- Σφαιρα (Sfera): Küre. Suküre.
Hijyen: Υγεία (Igîa). Saglik, Sihhat, Âfiyet.
Ηijyenik: Yγιεινός (Igiinôs). Saglikli, sihhî.
Hilomorfizm: Yλομορφισμός (Ilomorfismôs). Ύλη (Ili): Madde, özdek-Μορφος (Morfos): Sekil, biçim. Maddenin (özdegin), evrenin ilk prensibi ile özdeslestirilmesi ögretisi, madde-biçimcilik. Felsefe terimi.
Ηiloteizm: Υλοθεισμός (Ilotheismôs). Ύλη (Ili): Madde, özdek-Θεός (Theôs): Ilâh. Ilâh’i madde olarak kabul eden ögreti, Madde-ilâhçilik. Felsefe terimi.
Hilozoizm: Yλοζωισμός (Ilozoismôs). Ύλη (Ili): Μadde, özdek- ζωή (Zoî): Hayat, can. Madde-canlicilik. Maddenin kendi dirimsellik (canlilik) ögesini kapsadigini ileri süren ögreti. Felsefe terimi.
Himen: Υμένας (Imênas). Vajina’nin girisinde bulunan zarsi olusum. Kizlik zari, bekâret zari. Υμέναιον (Imêneon): Eski Yunanca’da, evlilik sarkisi.
Hiperbol: Yπερβολή (Ipervolî). Yπέρ (Ipêr): Yüksek – βολή (Bolî), βάλλω (Vâlo): Atmak, firlatmak. Yüksege atmak anlaminda. Bir matematik terimi.
Hipermetropi: Υπερμετροπια (Ipermetropia). Υπέρ (Ipêr): Yüksek-Μετρο (Metro): Ölçü-Οψις (Opsis): Görme, görüs. Gözün isigi hatali kirmasi nedeniyle, yakini görememe seklinde beliren görme kusuru. Isik huzmeleri, retina tabakasinin üzerinde degil, arka kismina isâbet eden bir yerde odaklanir.
Hipnotik: Yπνωτικός-ή-ό (Ipnotikôs). Hipnoza deggin.
Ηipnotizm: Yπνωτισμός (Ipnotismôs). Ϋπνος (Ipnos): Uyku. Telkin yöntemiyle bir kisiyi uyutma eylemi, bunu itiyat hâline getirme, Belirleyici metod olarak ortaya koyma.
Hipnoz: Ύπνωσις veya Ύπνωση (Ipnosis, Ipnosi). Yunan Mitolojisi’ndeki Uyku tanrisi, Ipnos’tan mülhem. Kisinin telkin yöntemiyle uyutulmasi.
Hipodrom: Iπποδρομία (Ipodromîo). Ιππος (Ipos): At- Δρομος (Dromos): Yol: Atyolu. Atyarislarinin yapildigi alan.
Hipopotam: Iπποπόταμος (Ipopôtamos). Ιππος (Ipos): At- Ποταμος (Potamos): Nehir, Akarsu. Nehir ati, Su aygiri.
Hipotenüs: Υπότεινουσα (Ipôtinusa). Υπό (Ipô): Alt- Tείνω (Tîno): Germek. Bir matematik terimi.
Hipotetik: Yποθετικός (Ipothetikôs). Farazî, varsayima deggin.
Hipotez: Yπόθεση (Ipôthesi). Υπό (Ipô): Alt-Θεσις (Thesis): Tez, sav. Faraziyye, varsayim. Bilim, gerek gözlem konusu olgulari birbirine baglama, gerek bu baglari (olgusal iliskileri) açiklama yolunda birtakim genellemelere gider. Ulasilan genellemelerden tüm gözlem ya da deney sonuçlari tarafindan henüz dogrulanmamis ya da yeterince dogrulanmamis olanlara “hipotez” denir.
Histeri: Υστερία (Isterîa). Ύστερα (Istera): Son, nihaî. Ύστερον (Isteron): Son çocuk, rahim, döl yatagi. Latince’ye “Uterus” olarak geçmistir. Bu kelimeden mülhem. Bir çesit nevroz, kadinlarda görülür.
Ηisterik: Υστερικός (Isterikôs). Histeriye tutulmus olan, Histeri hastasi.
Hiyerarsi: Iεραρχία (Ierarhîa). Ιερός (Ierôs): Kutsal, mukaddes-Άρχω (Ârho): Düzene koymak, nizama koymak. Siraerki.
Hiyeroglif: Iερογλυφία (Ieroglifîa). Ιερός (Ierôs): Kutsal, mukaddes- Γλειφια (Glifia): Yalama, yiv yiv oyma, yontma. Kutsal yontu.
Holizm: Oλισμός (Olismôs). ¨Ολος (Ôlos): Bütün, hepsi, cümle, ¨Ολως (Ôlos): Büsbütün, tamamiyla. Bütünün parçalarinin toplamindan büyük oldugu düsüncesi. Felsefe terimi.
Holografik: Oλόγραφικός-ή-ό (Olôgrafikôs). ¨Ολος (Ôlos): Bütün, hepsi, cümle- Γραφω (Grafo): Yazmak. Bir bütün hâlde yazim, bütünyazimsal.
Hologram: Oλόγραμμα (Olôgramma). ¨Ολος (Ôlos): Bütün, hepsi, cümle-Γραμμα (Grama): Harf. Bütünyazim.
Homeopati: Oμοιοπαθητική (Omiopathitikî). Ομοιο (Omio): Es, benzer-Παθος (Pathos): Duygu, aci, his, hastalik, dert. Hemdertlik hâli. Benzer aci, benzer duygu anlamlarinda. Kuvvetli ilâçlarin küçük dozlarda verilmesi suretiyle uygulanan tedâvi.
Homeopatik: Oμοιοπαθητικός (Omiopathitikôs). Hemdert, benzer duyguya, aciya, derde sahip olan.
Homodiyejetik: Oμοδιηγητική. Ομοιο (Omio): Es, benzer-“Διηγούμαι" (Diigûme): Anlatmak. Εdebiyat terimi. Ilk agizdan anlatilan hikâyelerde oldugu üzere kendi anlatisi içinde olan.
Homojen: Oμογενής-ής-ές (Omogenîs). Ομό (Omô): Es -Γενις (Genis / Yenis): Olus. Escinsli, esoluslu, eskökenli, ayni cinsten olan ayni, soydan olan, hemcins.
Homolog: Oμόλογος-η-ο (Omôlogos). Ομό (Omô): Es-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam, söz. Es bilgili, es sözlü, es nitelikli.
Homonim: Oμώνυμος (Omônimos). Ομό (Omô): Es-Όνομα (Ônoma): Isim, ad, nâm. Esisimli, adas.
Horismos: Χωρισμός (Horismôs). Xωρις (Horis): Hariç, disinda. Platon’un idealar dünyasi ve esya âlemi arasinda yenemedigi düsünülen ikiligi ifâde eder.
Hormon: Ορμόνη (Ormôni). Ορμώ (Ormô): Saldirmak, hücum etmek. Bosaltim kanallari olmayan özel bezler tarafindan yapilarak kan dolasimina verilen ve diger dokularin fonksiyonlarini denetleyen kimyevî madde.
Horon: Χορον (Horon). Xορεύω (Horevo). Dans etmek. Bir halk dansi.
Horoskop: Ωροσκόπιο (Oroskôpio). Ωρο (Oro): Saat-Σκοπέω (Skopêo) veya Σκοπω (Skopo): Bakmak, gözlemek. Talih bakimi.
Hotoz: Χουτος (Hutos). Örtü, baslik.
Hoyrat: Χωρικος (Horikos) veya Xωριατες (Horiates). Köylü, kirsalda yasayan. Kaba, grotesk anlamlarinda.
Hörgüç: Όγκος (Ôgos).
Hubris: Ύβρις (Ivris). Densizlik, kendini begenmislik, küstahlik, kibir. Yunan tragedyasinda kisiyi kendi yikimina götüren bir densizlik düzeyine varan hirs, kibir.
Humus: Χωμα (Homa). Toprak. Humuslu toprak kavrami da buradan gelmektedir. Güney illerinde, nohut ezmesinden yapilan bir tür yemek olan “Humus” (Hummus) kelimesi de ayni kavramdan mülhemdir.
Huni: Κωνος (Konos). Koni kelimesinden.
Hülya (Hulya): Χολή (Holî). Safra. Mâl-i Hülya: 4 unsur (kan, safra, balgam, ask). Yunanca’dan Arapça’ya oradan da Türkçe’ye geçmistir. Hayal, rüyâ anlamlarinda da kullanilmaktadir.
- I -
Igrip: Γρίπος (Grîpos). Balikagi.
Ihlamur: Φλαμουρία (Flamurîa).
Ilgaz: Πύργος (Pîrgos). Kale, akinlardan korunmak için yapilan yer anlaminda, korunak.
Ilik: Χλιαρός (Hliarôs).
Irgat: Eργάτης (Ergâtis). Amele, isçi. ¨Εργον (Êrgon): Is, Umur, eser kelimesinden gelir.
Iskarta: Σκάρτα (Skârta).
Iskarmoz: Σκαλμός (Skalmôs) veya Σκαπμός (Skabôs).
Ispatula: Σπάτουλα (Spâtula). Bir gereç.
Istaka: Στέκα (Stêka). Bilardo degnegi.
Istakoz: Aστακός (Astakôs). Bir deniz canlisi.
Istarna: Στέρνα (Stêrna). Sarniç.
Istavroz: Σταυρός (Stavrôs). Haç, sâlip.
Izgara: Σχάρα (Skâra). Yara kabugu (skar) anlaminda da kullanilir.
- I -
Iambik: Ιαμβικός (Iamvikôs). Siirde, birincisi kisa ve ikincisi uzun olmak üzere iki heceli yapilar tarafindan belirlenen vezin.
Ibrik: Mπρίκι (Brîki). Esas olarak cezve anlaminda kullanilmakta olup anlam genislemesiyle bitki sulamak ya da abdest almak için kullanilan su kabi mânâsini yüklenmistir. Farsça, “Abrîz” (Su döken, su akitan) kelimesinden geldigi de öne sürülmüstür.
IDEA: Iδέα (Idêa). Fikir.
Dimokritos’a göre, varoldugu hâlde kendileri artik bölünemeyen ve görülemeyen “kilik”lara “idea” denir. Dimokritos buna ayni zamanda “atom” (bölünemez olan, parçalanamaz olan anlaminda) adini vermistir.
Ideal: Iδανικό (Idanikô).
Idealizm: Iδεαλισμός (Idealismôs). Mefkûrecilik.
Ideogram: Iδεόγραμμα (Ideôgram). Iδέα (Idêa): Fikir-Γραμμα (Grama): Harf. Bir fikir belirten (içeren) ve harf gibi islev gören biçim, fikir-harf. Örn, Çince ideogramik bir dildir.
Ideokrasi: Ιδεοκρατία (Ideokratîa). Iδέα (Idêa): Fikir-Κρατω (Krato): Düzene koymak, nizam vermek, idâre etmek, yönetmek. Ideal yönetimcilik, idealistçe yönetimcilik veya idealde basarisiz olmak, ideale ulasamamak, idealden sapmak.
Ideoloji: Iδεολογία (Ideologîa). Iδέα (Idêa): Fikir-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam.
Idiot: Iδιώτης (Idiôtis). En geri zekâ düzeylerinden biri. Ίδιος (Idios): Kendi, kendisi. Ιδιώτης (Idiôtis): Tecrit edilmis olan.
Idol: Είδωλον (Idolon). Imge, benzerlik, düslem. Düsleri süsleyen.
Idos: Είδος (Idos). Biçem, form, çesit, nevi, cins, tarz, suret. Örn; Elipsoid (Elips gibi, elips suretinde olan, elipse benzer).
Ikasia: Εικασία (Ikasîa). Benzerlik, tahmin. Εικάζω (Ikâzo): Tahmin etmek, istidlâl etmek.
Iklim: Κλίμα (Klîma). Yamaç, bayir, egik anlamlarinda. Önce Arapça’ya oradan da Türkçe’ye geçmistir.
Ikona: Eικών (Ikôn). Resim (özellikle de kiliselerdeki dinî içerikli resim). Imge, suret, benzerlik, andirim. Είκονίζω (Ikonîzo): Tasvir etmek, resim çikarmak.
Ikonoblast: Εικονοβλαστος (Ikonovlastos). Ikon yapici.
Ikonografi: Eικονογραφία (Ikonografîa). Simgelere uylamsal anlamlar yükleme. Ikonayazim, ikonaçizim.
Ikonoklast: Eικονοκλάστης (Ikonoklâstis). Ikon yikici.
Ikonoklazm: Eικονοκλασία (Ikonoklasîa). Ikon deviricilik, ikon yikicilik.
Iksir: Εξαίρω (Eksero). Seçmek, ayirmak, ayiklamak. Eski dönemlerde istenilen degerli nesneyi üretecegine inanilan hayalî bir madde. Sözgelimi, topraktan altin elde etmeye yarayan sivi. Bir rivâyete göre, Büyük Iskender “Megas Aleksandros”, bu siviyi ele geçirmek için tâ Hindistan’a kadar gitmistir.
Ionosfer: Iονόσφαιρα (Ionôsfera). Iyonküre.
Incil: Εύαγγέλιον (Evagêlion). Εύ (Ev): Hos, güzel-Άγγελια (Âgelia): Müjde, mustu. Güzel haber, mustu. Hristiyanligin kutsal kitabi.
Ipotek: Yποθήκη (Ipothîki). Υπό (Ipô): Alt, altinda, asagi-Θήκη (Thîki): Korunak, koruncak. Koruma altinda olan.
Ironi: Eιρωνεία (Ironîa). Mizah, Alay, Gülmece.
Ironik: Eιρωνικός-ή-ό (Ironikôs). Mizahî, Alayci.
Iskambil: Σκαμπίλι (Skambîli).
Iskele: Σκάλα (Skâla). Ayni zamanda merdiven mânâsina da gelir.
Iskelet: Σκελετός (Skeletôs). Kakit, kemikçati, kerkenek.
Iskemle: Σκαμνί (Skamnî).
Iskete: Σκαθι (Skathi). Serçegillerden ötücü bir kus.
Iskorpit: Σκορπίνα (Skorpîna). Bir tür balik, Çarpan.
Ispari: Σπάρος (Spâros). Bir tür balik.
Ispati: Σπαθί (Spathî). Kiliç anlaminda. Iskambil’de bir kâgit grubu; Sinek. Kürek kemigi anlamina da gelmektedir.
Ispinoz: Σπίνος (Spînos). Serçegillerden ötücü bir tür kus.
Istatistik: Στατιστική (Statistikî).
Istavrit: Σταβρίδη (Stavrîdi). Bir tür balik.
Istif: Στοιβα (Stiva). Katman, tabaka, kat kat yerlestirme.
Istiridye: Στρείδι (Strîdi). Bir deniz canlisi.
Iskil: Σκύλος (Skîlos). Skîlos (Köpek) kelimesinden türetilmis olup anlam genislemesiyle, süphe, kusku, huylanma anlamlarini yüklenmistir. Polonyali gezgin Simeon’un “Seyahatnâme” adli eserinde, 16-17.yy’da Anadolu’da yasayan Yunanlar’in, iyi geçinemedikleri Ermeniler’e “Iskil” dediklerini yazmaktadir.
Iyon: Ιον (Ion). Elektroliz sirasinda anod veya katoda dogru giden elektrik yüklü atom.
Iyot: Ιώδιον (Iôdion). Menekse, Eflâtun-leylak renkli anlaminda. Bir kimyevî element. Simgesi I.
Izobar: Ισοβαρύς (Izovarîs). Ισο (Iso): Esit, es- Βαρύς (Varîs): Agirlikli. Εsagirlikli, denk agirlikli.
Izohips: Ισοϋψής (Isoîpsîs). Ισο (Iso): Esit, es-Υψής (Ipsîs): Yükselti. Esyükselti.
Izotop: Iσότοπο (Isôtopo). Ισο (Iso): Esit, es-Tοπος (Topos): Yer, mahâl. Ayni elementin, kimyevî özellikleri ayni olan ancak fizikî özellikleri degisen, iki veya daha çok biçimi.
Izotopi: Iσοτοπία (Isotopîa). Izotop olma hâli.
Izmarit: Σμαρίς (Smarîs). Bir tür balik.
- J -
Jeodezi: Γεωδαισικός (Yeodesikôs). Γη (Yi) veya Γεω (Yeo): Yeryüzü,toprak- Δαίω (Deo): Bölmek. Yerküreyi katmanlarina bölmek suretiyle incelemek, arastirmak. Yerbölüm.
Jeofizik: Γεωφυσική (Yeofisikî). Γη (Yi) veya Γεω (Yeo): Yeryüzü,toprak-Φυσις (Fizis): Tabiat, doga, fizik. Yer fizigi.
Jeoloji: Γεωλογία (Yeologîa): Γη (Yi) veya Γεω (Yeo): Yeryüzü,toprak-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Yerbilim.
Jeomorfoloji: Γεωμορφολογία (Yeomorfologîa). Γη (Yi) veya Γεω (Yeo): Yeryüzü,toprak- Μορφος (Morfos): Sekil, biçim-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Yer sekilleri bilimi.
Jimnastik: Γυμναστική (Gimnastikî / Yimnastikî). Γυμνός (Gimnôs): Çiplak. Bir spor dali. Eski Yunan’da sporcular çiplak olarak yarismalara katilirdi. Bu nedenle bu isim verilmistir.
Jiroskop: Γυροσκόπιο (Yiroskôpia). Γυρο (Yiro): Dönen-Σκοπω (Skopo): Bakmak, gözlemek.
-K -
Kadirga: Kάτεργον (Kâtergon). Kürekli, yelkenli bir gemi.
Kadmiyum: Καδμεια (Kadmia). Bir kimyevî element (Çinko karbonat olarak da adlandirilmaktadir). Cd.
Kafa: Kεφάλι (Kefâli) veya Κέφαλος (Kêfalos).
Kahkaha: Kαγχασμός (Kaghasmôs).
Kaka: Kακός-ή-ό (Kakôs, kaki, kako). Kötü, fenâ. Türkçe’de diski anlaminda da kullanilir.
Kakofoni: Kακοφωνία (Kakofonîa). Kötü ses, kulak tirmalayici, kalitesiz ses.
Kalafat: Kαλαφατίζω (Kalafatîzo). Onarmak, bakima almak. Gemilerin, özellikle de güvertelerinin kalafatlanmasi, bakilip onarilmasi, ziftlenmesi.
Kalamar: Kαλαμάρι (Kalamâri). Bir deniz canlisi.
Kaldirim: Kαλντερίμι (Kalderîmi). Kαλός (Kalôs): Güzel, iyi- Δρόμος (Drômos): Yol. Güzel yol.
Kaleidoskop: Kαλειδοσκόπιο (Kalidoskôpio).
Kaligraf: Kαλλιγράφος (Kaligrâfos). Kαλός (Kalôs): Güzel, iyi- Γραφω (Grafo): Yazmak. Hâttat.
Kaligrafi: Kαλλιγραφία (Kaligrafîa). Καλός (Kalôs). Güzel-Γραφω (Grafo): Yazmak, yazim. Güzel yazi. Hât.
Kalkan: Kαλκάνι (Kalkâni). Bir tür balik.
Kambur: Καμπουρις (Kaburis). Bükük, egri, tümsek, çikinti.
Kamis: Χαλαμός (Halamôs). Saz, kamis. Kalamis kelimesi de buradan türetilmistir.
Kampana: Kαμπάνα (Kabâna). Büyük çan, kilise çani.
Kamsela: Χλαμης (Hlamis). Yagmurluk.
Kanape: Χονοπειον (Honopion). Cibinlik, içinde oturulan yer, nesne. Yunanca’dan Fransizca’ya “Canapé” olarak geçmis, oradan da Türkçe’ye girmistir. Anlam genislemesiyle, koltukla sinonim (esanlamli) olarak da kullanilmaktadir.
Kancik: Χανοδία (Hanodîa) veya Χανδης (Handis). Disi köpek. Lâtince’ye “Cane” olarak geçmis, oradan da Türkçe’ye girmistir. Bir köpek cinsi olan “Caniche” (Kanis) sözcügünün kökeni de budur.
Kandil: Kανδήλα (Ka-n-dîla).
Kantaron: Kάνθαρος (Kântharos). Bir bitki ve böcek türü (Spanish Beetle). Bir rivâyete göre, Herakles’in (Iraklis, Herkül) ayaginda çikan bir yaranin iyilestirilmesi için bu bitki kullanilmistir. Kentavrion olarak da adlandirilir. Arapça’ya da, Hasise’t-ül Kantaryon olarak geçmistir.
Kanun: Kανόνι (Kanôni). Düzen, Nizâm, yasa.
KAOS: Χάος (Hâos). Kaos, kimi mitologlara göre Allah’in tâ kendisi, kimilerine göre "Töz", yani "idea" veya "cevher"dir, kimilerine göre ise "Temel Ilke" (Principe Essentielle) dir. Bazi uzmanlar “Ex Nihilo" (Hiçlikten, yoktan) yaratmayi kabul etmezler. Buna göre bir Ilâh yoktur ve Kainât yoktan varedilmemistir. Diger uzmanlar ise, Evren’in “YOK" tan varedildigini ve bu anlamda “Temel Prensip” in “Khaos” yani “düzenin tâ kendisi" oldugunu iddia ederler.
Etimolojik olarak Kaos kelimesi, yunanca "χαίνω" (Heno: açik olmak) kökünden gelir. Hesiodos, Kaos’u "Uçsuz bucaksiz uzay" olarak tanimlamaktadir. Uzay, ancak asla bir “düzensizligi içermeyen uzay". Bunu mutlaka vurgulamak gerekir. Kaos kesinlikle düzensizlik anlami içermez. Bunda israr edenler zirvalamakta olduklarini bilmek zorundalar. Ovidius’a göre ise, Kaos "Ilkel Madde" veya "Güdük maddecik" dir (Rudis indigestaque moles). Aristoteles’e göre Kaos, "Uzay Boslugu"dur. Yine Hesiodos, Kaos’u, "Γενεσις" (Olus, Tekvin) olarak da tanimlar. Aristofanes, "Kuslar" adli ünlü eserinde söyle yazamaktadir: “Baslangiçta Kaos, Gece, Kara Erevius ve uçsuz bucaksiz Tartaros vardi". Burada Kaos’tan kasit “Kelâm", Gece’den kasit “altinda ve üstünde hava bulunmayan vakum veya ÂMÂ", Kara Erevius’tan kasit "Zulmet " ve Tartaros’tan kasit “Uzay boslugu veya Ether"dir. Yuhanna Incili de, "Baslangiçta kelâm vardi" diye baslamaktadir. Bu kelâm “Allah Kelâmi: Kelâmullah"tir. Aristofanes’de, 4’lü bir ilkeler manzumesi görülmektedir. Kaos’un yanisira diger üç ilkeyi de basa koyar. Hesiodos ise Kaos’u, tek ve biricik ilke olarak ele alir ve onu tâkiben de, "Yeryüzü" (Dünya) ve "Ask" ilkelerini ortaya koyar. Aristofanes’e göre ise, ilk dört ilke mevcutken Yeryüzü, Hava ve Gökyüzü henüz mevcut degildir. Gece ilkesi bir "yumurta" ya hayat verir ve onu "Erevius’un (Zulmet’in) sonsuz sinesi"nde yesertir. Bu yumurtadan "Eros" (Ask) esdeyisle “Cazibe ilkesi" neset eder.
Hesiodos’ta isleyis söyledir: Ask, "Erevius"a ve "Gece"ye hayat verir. Gece’den, "Ether" ve "Gün" neset eder. Ether, uzay boslugunu doldurdugu kabul edilen “akiskan töz"dür. Bu, 4 temel unsur olan hava, su, ates ve topraktan balka bir besinci unsur olarak da düsünülmüstür. Kelime yunanca, “Αιθω" (yanmak) kökünden gelir. Günümüzde ise böyle bir unsura gerek kalmadigi kabul edilmektedir. Yeryüzü ise, Gökyüzü’ne hayat verir.
Aristofanes’teki isleyis: Ask (Eros), ilk yumurtadan çikar ve, Kaos’un kanatlariyla, Gece’yle, Tartaros’la birlesir ve Kuslar Soyu’na hayat verir. Ask (Eros) bütün unsurlari birlestirmeden önce, Ölümsüzler Soyu mevcut degildi. Buna göre, Yunan mitolojisinin “Ilâhi varliklari” veya “Ölümsüzler”i, Kuslar Soyu’ndan sonra neset ederler. Peki bu Kuslar Soyu’nun Islâm Tasavvufu’nda bir karsiligi olabilir mi? Bu soy muhtemelen Illiyun (Alun) melekleridir. Adlandirmak gerekirse, Müdebbir, Mufassil, Kâlem gibi melekler. Ölümsüzler’den kasit ise, “Ölümü öldürenler" veya "Ölmeden önce ölenler" dir. Bunlar, belli bir nefs boyutuna ulasabilmis (Nefs-i Mutmaine) olanlardir.
Apollodoros, kainâti direkt olarak yeryüzünden baslatir diger deyisle evrenin merkezine dünyayi koyar (Géocentrique-Yer merkezli). Ona göre, Yeryüzü’nün atasi Gaia (Γεια), Gökyüzü’nün atasi ise Uranos (Ουρανος) tur. Gaia, Yunanca’da yer, toprak anlamindadir. Topragin dogurganligina ithâfen Apollodoros, merkeze yeryüzünü (topragi) koyar. Gayya kelimesi ise Cehennem’in en uç alanini, “Cehennem’in Dibi"ni ifâde etmektedir. Bu iki kavram arasinda kuvvetle muhtemelen bag vardir.
Kaos kavrami, Arapça’da, Hevâ veya Âmâ kavramlariyla karsilanir. Antik Çag Yunan düsünürü Anaxagoras’a göre Kaos’un hâkimi en üst ve yaratici bilinçtir. Buna "Nous" (Νους) adi verilir.
Bazi üstadlara göre, Kaos’tan sonra yeryüzü (Gaia) ve yeryüzünden de gökyüzü (Uranos) dogar. Dikkat edilirse, yeryüzü, gökyüzünün önünde ele alinmaktadir. Daha sonra ise Yeryüzü ile Gökyüzü birlesmektedirler. Topragin (Yeryüzü) diger çocuklari ise, Daglar ve Deniz (Pondus, Pontos) dir. Gökyüzü ise Titanlar soyunu verir: Okeanos (Okyanus), Kios (Κοίος), Krios (Κρίος), Hyperion (Ηπέρίον), Japetos (Ιαπέτος), Theia (Θεία), Rheia (Ρεία), Mnemosin (Μνειμοσην) [diger adi Evribies (Ευριβις)], Foibe (Φοίβει), , Themis (Θεμης), Tethis (Tεθης), Kronos (Χρονος).
Kaotik: Xαοτικός-ή-ό (Haotikôs). Kaos’a deggin, Kaos’la iliskili.
Kapari: Κάππαρη (Kâpari). Gebreotu, kapari.
Karaf: Kαράφα (Karâfa). Sürâhî.
Karakter: Xαρακτήρας (Haraktîras).
Karakteroloji: Xαρακτηρολογία (Haraktiriologîa). Karakterbilim. Fransizca’da “harf” anlaminda da kullanilir.
Karanfil: Γαρύφαλλο (Garîfalo).
Karavana: Χαριβανός (Harivanôs). Büyük yemek kabi.
Kardiyoloji: Kαρδιολογία (Kardiologîa). Καρδια (Kardia): Kalb-Λόγος (Lôgos). Kalbbilim.
Kardiyolog: Kαρδιολόγος (Kardiolôgos). Kalpbilimci.
Karides: Γαρίδες (Garîdes). Bir deniz ve akarsu canlisi.
Karizma: Χάρισμα (Hârisma). Bahsis, hediye, Allah vergisi. Χάρις (Hâris): Letâfet, nezâket, hüner, iyilik, hidâyet, lütûf, nimet, af, hatir, sükr. Bu kelimeden türetilmistir.
Karkas: Kαρχήσιον (Karhîsion).
Kart: Χαρδος (Hardos). Kati, katilasmis. Ingilizce’deki “Hard” (Kati, sert) sözcügü de buradan gelmektedir.
Kartograf: Xαρτογράφος (Hartogrâfos). Χαρτια (Hartia): Kâgit- Γραφω (Grafo): Yazmak. Haritayazar.
Kartografi: Xαρτογράφία (Hartogrâfîa). Χαρτια (Hartia): Kâgit- Γραφω (Grafo): Yazmak. Haritayazim.
Kasatura: Κσουτρα (Ksutra). Bilegi. Özel bir tastan yapilmis bilegi çarki anlaminda olup, anlam genislemesiyle bir tür biçak. Βir baska iddiaya göre, kelime, Italyanca “avci biçagi” anlamina gelen “cacciatore” sözcügünden türkçe’ye girmistir.
Kataklizm: Kατάκλυσμός (Katâklismôs). Su basmak, su altinda birakmak, kaplamak, tufan olmasi.
Katakomb: Kατακόμβη (Katakômvi). Yeralti siginagi, mezar.
Katakulli: Κατακουλίο (Katakulîo). Yukaridan asagi dogru yuvarlanmak. Anlam genislemesiyle, aldatma, oyun etme, oyun oynama, kandirma mânâlarini yüklenmistir.
Katalitik: Kαταλυτικός-ή-ό (Katalitikôs). Katalize deggin.
Kataliz: Kατάλυση (Katâlisi). Κατω (Kato): Asagi- Λυσις (Lisi): Erime, gevseme, çözülme, çözüm. Ortamda bir katalizörün (çözücü) bulundugu durumlarda, kimyevî olaylarin meydana gelme hizinin artmasi.
Katalog: Kατάλογος (Katâlogos). Κατά (Katâ): Göre, tarafa-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, söz. "Bilgiler dogrultusunda” anlaminda.
Katar: Καταρροί (Katari). Asagi dogru akmak. Bir müköz (Sümüksü) zarin iltihâplanarak devamli biçimde mukus akimina sebep olmasi. Örn. Kataral Nezle.
Katarakt: Kαταράκτης (Katarâktis). Göz merceginde veya kapsülünde meydana gelen donukluk. Aksu.
Katarsis: Kαθαρσις (Katharsis). Arinma, yikanma. Aristoteles ögretisinde, Açma ve korku duygularinin uyandirilmasi yoluyla heyecanlarin bosaltilmasi. Felsefe ter.
Katartik: Καθαρτηκή (Kathartikî). Aristoteles’te sanatin bosaltici etkisi.
Katastrofik: Kαταστροφικός-ή-ό (Katastrofikôs). Καταστρέφω (Katastrêfo): Mehvetmek, yakip-yikmak, harab etmek. Harab edici, yikici, bitirici, mahvedici.
Katedral: Kαθεδρίκός (Kathedrîkôs). Κάθε (Kâthe): Her, beher-¨Εδρα (Êdra): Makam, kürsü, minber, hüküm yeri, oturacak yer, taht. Bas kilise, Kilise’nin hüküm merkezi, Üst kilise, Temel kürsü, Bütün kiliselerin en önemlisi.
Kategori: Kατηγορία (Katigorîa). Suçlama, suç, töhmet, sinif, zümre, kisim, ittiham.
Kategorik: Κατηγορηματικός (Katigorimatikôs). Zümrevî, sinifsal.
Kateksis: Kαθηξις (Kathiksis). Tutma, ele geçirme. Eseysel erkenin (libido) belirli bir nesne, kisi ya da düsünce üzerinde yogunlasmasi.
Katesizm: Kατήχησις (Katîhisis) veya Kατήχηση (Katîhisi). Dinî kaideler, Akaid, Iman telkini. Kilise’nin, degisik aralarla halki dinî mevzular üzerinde bilgilendirmesi.
Katod: Kάθοδος (Kâthodos). Inis, inme, geri dönüs, ricat. Negatif elektrod.
Katolik: Kαθολικός (Katkolikôs). Herkesi biraraya toplayan.
Katolisizm: Kαθολικισμός (Katholikismôs). Herkesi biraraya toplama.
Kaval: Χαυλος (Havlos) veya Αυλος (Avlos). Sap, lahana, pirasa vs. sapi. Anlam genislemesiyle, bir müzik âleti.
Kavanoz: Kουκος (Kukos). Çanak, derin tabak.
Kaytan: Γαειτανι (Gaitani). Ip, urgan, sicim.
Kebe: Καπα (Kapa). Yünden yapilan kalin yagmurluk.
Kedi: Γατα (Gata). Hint-Avrupa dil ailesine mensub olan dillerin birçogunda ortaktir. Örn, Fr; Chat (Sa), Ing; Cat (Ket), Alm; Katze. Latince, Feles.
Kefal: Κέφαλος (Kêfalos). Kafa. Bir tür balik.
Kefken: Καφγανος (Kafganos). Taslik, kayalik yer.
Kemre: Κοπρος (Kopros). Diski, gübre. Anlam genislemesiyle, yara kabugu, saç kepegi, deri kabartisi gibi anlamlar yüklenmistir.
Kendir: Καναβις (Kanavis). Kenevir kelimesinden türetilmistir.
Kenevir: Καναβις (kanavis). Kenevir, kendir.
Keramik: Kεραμική (Keramikî).
Keran: Γερανιον (Geranion). Direk, Çati diregi.
Kerata: Kέρατας (Kêratas). Boynuz. Anlam genislemesiyle Türkçe’de, ayakkabi çekecegi, karisi tarafindan aldatilan erkek ve yaramaz çocuk mânâlarini da yüklenmistir.
Kerempe: Χορουμπος (Horubos). Geminin bas tarafi, dagin ucu, tepesi, denize dogru uzanan kara parçasi, çikinti, burun. Karadeniz bölgesinde bulunan bir burnun ismi, Kerempe burnu. Türkiye’nin en kuzey noktasi.
Kerevet: Κρεβατι (Krevati). Oturma yeri, yatak.
Kerkenez: Kερκηνέζι (Kerkinêzi). Yirtici bir kus.
Kerpe: Καρφι (Karfi). Filiz, eskin.
Kestâne: Kάστανο (Kâstano).
Kinakina: Γκιγκίνα (Gigîna). Bir tür bitki.
Kiptî: Κοπτής (Koptîs). Misir’a Batililar tarafindan verilen “Egypt” (Icipt) veya “Egypton” (Egipton) isimlerinin de kökeni "Koptîs" kelimesidir.
Kir: Χωρα (Hora). Kir, ova, kirsal, kirlik yer.
Kir: Kιρος (Kiros). Renk olarak "kir”. Boz, gri.
Kiraç: Χωρα (Hora). Kir, köy, kirsal alan kelimesinden anlam genislemesiyle, verimsiz toprak anlaminda.
Kiran: Κρανος (Kranos). Tepe, tepecik.
Kirtasiye: Χαρτες (Hartes). Kâgit kelimesinden türetilmistir.
Kiler: Κελλάρι (Kelâri).
Kilise: Eκκλησία (Eklisîa). "Εκκλησις" (Eklisis: Dâvet Etme) kelimesinden.
Kilit: Kλειδί (Klidî). Anahtar, açacak.
Kilogram: Xιλιόγραμμο (Hiliôgramo). Χιλιός (Hiliôs): Bin-Γραμμο (Gramo): Gram. Bin gram.
Kilometre: Xιλιόμετρο (Hiliômetro). Χιλιός (Hiliôs): Bin-Μετρο (Metro): Metre. Bin metre.
Kimya: Xημεία (Himîa). Bir bilim dali. Eski dönemlerde gizli güç tasidigina inanilan nesne.
Kinematik: Κινηματηκή (Kinimatikî). Κινημα (Kinima): Kimildanma, kipirdama, hareket, karisiklik, ihtilâl. Devinimin, kütle ve kuvvet ile iliskisiz irdelenmesi.
Kinetik: Kινητική (Kinitikî). Hareketli, harekete deggin.
Kinesis: Kίνησις veya Kίνηση (Kînisis, Kînisi). Hareket.
Kinik: Kυνικός (Kinikôs). Kinizm taraftari.
Kinizm: Kυνισμός (Kinismôs). Bir felsefe akimi. Atinali Antisthenes (Αντισθενις-Antisthenis) tarafindan kurulmus bir felsefe okulu ve akimidir. Antisthenes, önce Sofizm’in öncülerinden biri olan Giorgias’in, sonra da Sokrates’in ögrencisi olmustur. Sokrates’in ölümünden sonra, Kinosarges’te okulunu kurmus ve egitime baslamistir. Kimilerine göre, “Kinik" sözcügü "Kinosarges"ten mülhem, kimilerine göre ise eski Yunanca’da "köpek" anlamina gelen “Kion"dan mülhemdir. Kinikler için de, "köpek tabiatli", "köpek karakterli", "köpeksi" tanimi sik sik yapilmistir. Bunun nedeni, bu okul mensuplarinin hiçbir töreye, nezâket kuralina, geleneksel degere saygi duymamalaridir. Oldukça yoksuldurlar. Meshur Diogenes (Diyojen) bunun uç bir örnegidir ve bir sarap fiçisinda yasamaktadir. Kinikler için, hayatin dogru sayilabilecek yegâne anlam ve amaci “erdem"dir (Αρεθη-Arethi). Kinikler’in "erdem"den anladigi sey, “insanin tam bagimsizligini kazanmasi", "kendini belirlemede mutlak olarak özgür olmasi yâni her türlü gereksinmeye bagliliktan insanin kendini kurtarmasi"dir. Erdem bilgi ile ilgilidir.
Antisthenes’e göre, "bilmek" bir "parçalamak"tir. Bir “nesne"yi bilmek, onu "son ögelerine kadar ayirmak" demektir. Bilginin biricik görevi bunu yapmak ve bu ögeleri “adlandirmak"tir. Yargi da, bu adlarin biraraya getirilmesinden baska birsey degildir. Antistehenes bu anlamda anti-Platonien bir tavir sergiler çünkü Platon kavramlari (idealari) gerçek olarak kabul eder. Antisthenes’e göre tek bir Tanri vardir, ona da ancak erdemli bir hayat yasamakla saygi gösterilebilir.
Bilge kisi, erdemli kisidir yâni kendi kendine yeten kisidir. Bilgelerin karsisinda ise, varliklarina disaridan destek arayan kocaman bir budalalar yigini vardir. Erdemli kisiler tanrilara benzerler. Dis nimetlerden olabildigince bagimsizdirlar.
Kiremit: Κεραμηδα (Keramida). Dösemek, örtmek ve Κεραμης (Keramis-Kizil toprak) sözcüklerinden.
Kiraz: Κερασι (Kerasi). Kerasunda (Giresun) sehrinin ismi de buradan gelmektedir.
Kirenizm (Kirinizm): Κυρηνισμος (Kirinismos). Bir felsefe okulu. Rahat ve nes’eli bir hayat idealini benimser. Kurucusu Kireneli Aristippos’tur. Aristippos’a göre, insan vücudu sürekli bir degisim-dönüsüm içindedir.Bu yüzden, vücudun dogal durumu olan uyumlu yapisi zaman zaman ortadan kalkar, zaman zaman da bu uyum yeniden tesis edilir. Uyumsuzluk durumu “aci" duygusunu, uyumluluk durumu ise "haz" duygusunu yaratir. Duygu hâlleri, hareketlerle ilgilidir. Yumusak hareketler “haz", sert hareketler "aci", tam hareketsizlik "hazsizlik" ve "acisizlik" dogurur. Amaç, “haz" (Idoni) olmalidir. Irâdenin biricik hedefi budur. “Iyi", "haz"in tâ kendisidir. Diger adi “Hazcilik" (Hedonizm, Idonismos) felsefesidir.
Kirizma: Χοιρισμα (Hirisma). Yunanca kazmak, topragi esmek. Özellikle Karadeniz bölgesinde, topragi esmek, kazmak anlamlarinda kullanilan “kirizma yapmak” deyiminde geçer.
Kirve: Κύριος (Kîrios). Bay, bey, efendi, beyefendi. Anlam genislemesiyle, Sünnet törenlerinde, çocugun “mânevî baba”ligini yapan ve kimi zaman da bütün masraflarini üstlenen kisi mânâsina. Bir diger sava göre ise, kelime, Yezidîler (Ezidîler) tarfindan kullanilan, “Khirfê” sözcügünden gelmektedir. Bu sözcük de asagi yukari ayni anlamda kullanilmaktadir.
Kist: Kύστη (Kîsti). Kese. Içinde sivi ya da yari-kati maddelerin bulundugu membranöz cidarli kese. Örn. Chocolate Cyst (Çukulata kisti), Dermoide Cyst.
Kitar: Κιθάρα (Kithâra). 6 telli bir çalgi, gitar.
Kleptoman: Kλεπτομανής (Kleptomanîs). Hirsizlik hastasi.
Kleptomani: Kλεπτομανία (Kleptomanîa). Κλέπτης (Klêptis): Hirsiz-Μανία (Manîa): Azginlik, çilginlik. Hirsizlik hastaligi, bir tür nevroz.
Klinik: Κληνη (Klini). Yatak. Yatakli. Hastalarin pratik tedavilerinin ve bakimlarinin yapildigi yer / yapilmasi.
Klitoris: Κλειτορις (Klitoris). Kadinlarda, Labia Minor’larin (Küçük dudaklar) birlesme yerinin önünde ve Mons Pubis’in (edep tepesi, pubis tepesi) hemen altinda bulunan küçük, erektil (diklesme özelligi bulunan) bir organ, bizir, dilak. Erkeklerdeki penis’in disilerdeki muadili.
Klor: Xλώριο (Hlôrio). Yesilimsi sari. Bir kimyevî element. Cl.
Klorofil: Xλωροφύλλη (Hlorofîli). Χλωρος (Hloros): Yesilimsi sari- Φύλλο (Filo): Yaprak. Bitkilerde fotosentez olayinin gerçeklesmesini saglayan yesil-sari madde.
Kof: Κοφος (Kofos). Içi bos, oyuk. Örn. Kof adam (Dis görünüsüyle uyumlu olmayan ve özellikle de iri yari kisiler için kullanilan bir deyim, zayif, güçsüz).
Kofana: Γουφαινα (Gufena). Bir lüfer türü.
Kola: Κολλαω (Kolao). Yapistirmak, tutturmak kelimesinden, “Kολλα" (Kola): Yapistirici, yapiskan, zamk, ökse anlamlarinda. Yapistirici nitelikte bir kimyevî madde.
Koleoptera: Kολεόπτερα (Koleôptera). Kinkanatlilar.
Kolera: Χολέρα (Holêra). Su olugu anlaminda. Asiri su kaybi ve atesle seyreden bakteriyel ve bulasici bir hastalik türü. Pirinç suyu görünümünde ishal, batin kramplari ve agir kollaps (büzüsme, içe çökme, yikilma) ile karakterizedir.
Kolesterol: Xολεστερόλη (Holesterôli). Χολή (Holî): Safra, Öd- Στερέος (Sterêos): Kati. Safra salgilarindan biri. Beyinde, sinirlerde, karacigerde, kanda ve safrada bulunan yag karakterinde kristal bir madde. Zor çözündügünden, safra kesesi veya atardamar cidarlarinda kristaller teskil edebilir. Isinlandiginda D Vitamini’ne dönüsür.
Kolon: Κολώνα (Kolôna). Sütun, direk. Kalin barsak, “Pahi Enderon” olarak da bilinir.
Kolyoz: Kολιός (Koliôs). Bir tür balik.
Koma: Κομα (Koma). Derin Uyku. Tam suur kaybi.
Koni: Kώνος (Kônos).
Kopça: Κουμπιτσα (Kubiça). Çengel, çengelli araç anlamlarinda.
Kopil: Kοπέλα (Kopêla). Kiz çocugu.
Koreografi: Xορογραφία (Horografîa). Χορός (Horôs): Dans, oyun-Γραφω (Grafo): Yazmak. Dansyazim.
Koro: Χορωδία (Horodîa). Fransizca’ya, “Choeur” (Kör) olarak geçmis oradan da Türkçe’ye girmistir.
Kosa: Κοσα (Kosa). Orak, tirpan, saç örgüsü, Örülmüs saç. Özellikle Karadeniz bölgesinde kullanilan bir tarim araci. Kosmak ya da kosamak ise “Saç örmek” anlaminda yine bu yörede kullanilmaktadir.
Kostik: Kαυστικός (Kafstikôs). Yanik anlaminda. Organik dokulari yakan veya tahrip eden madde. Sigil, polip ve normalden fazla granülasyon dokusunun tedavisinde kullanilir. Örn; Karbolik Asit, Gümüs Nitrat ve CO2.
Kovit: Kωβιός (Koviôs). Kayabaligi.
Kovuk: Kοφος (Kofos) veya Κούφιος (Kûfios). Içi bos, oyuk. Lâtincesi “Cavus”. Tip terimi olarak da kullanilir örnegin Vena Cava Superior (Üst Kava Toplardamari: Vücudun en büyük toplardamarlarindan biri).
Kozmetik: Kόσμητικό (Kôsmitikô). Bakimli, güzel olmayi saglayan malzemeler, esya, vs.
Kozmik: Kοσμικός-ή-ό (Kosmikôs). Dünyaya deggin, cihana deggin.
Kozmogoni: Kοσμογονια (Kosmogonia). Κόσμος (Kôsmos): Evren, kâinat, acun, dünya –Γονο (Gono): Olus, tekvin. Evrenolus.
Kozmogonik: Kοσμογονηκή (Kosmogonikî). Kozmogoniye deggin.
Kozmogragya: Kοσμογραφία (Kosmografîa). Κόσμος (Kôsmos): Evren, kâinat, acun, dünya – Γραφω (Grafo): Yazmak. Bütün tabiat sistemi ile ilgilenen bilim.
Kozmoloji: Kόσμολογία (Kôsmologîa). Κόσμος (Kôsmos): Evren, kâinat, acun, dünya, cihan- Λόγος (Lôgos): Bilgi, bilim, kelam. Evrenbilim.
Kozmolojik: Kοσμολογικός-ή-ό (Kosmologikôs). Evrenbilim’le ilgili.
Kozmonot: Kοσμοναύτης (Kosmonaftis). Κόσμος (Kôsmos): Evren, kâinat, acun, dünya – Ναύτις (Naftis): Denizci. Evren seyyahi. Gök seyyahi.
Kozmoozm: Κόσμοοσμοσις (Kôsmoosmosis). Κόσμος (Kôsmos): Evren, Kâinat, Dünya, cihan-Οσμοσις (Osmosis): Geçisim. Karabosluklarla, Quasarlar’in içiçe geçisini belirtmek için kullanilan Astro-Fizik terimi.
Kozmopolit: Kοσμοπολίτης (Kosmopolîtis). Κόσμος (Kôsmos): Evren, Kâinat, Dünya, cihan- Πολίτης (Polîtis): Sehirli, yurttas. Bütün dünya yurttaslarinin bulunmasi, karmasik kent yapisi.
Kozmos: Κόσμος (Kôsmos). Dünya, cihan, evren, acun.
Κοzmosotir: Κοσμοσωτήριος (Kosmosotîrios). Κόσμος (Kôsmos): Evren, kâinat, acun, dünya-Σωτήρ (Sotîr): Kurtarici. Dünyayi ve kâinati selâmete ulastiran, insanligin kurtaricisi, kurtarici. Hristiyan inancinda, Hz. Isâ.
Köfün: Κοφινος (Kofinos).
Köknar: Κουκουνάρι (Kukunâri). Bir agaç türü.
Köprü: Γέφυρα (Gêfira).
Körfez: Kόρφος (Kôrfos) veya Kόλπος (Kôlpos).
Köstere: Κσουτρα (Ksutra). Bilegi. Özel bir tastan yapilan bilegi çarki.
Kreni: Κρενε (Krene). Kaynak, su kaynagi, pinar, membâ anlamlarinda. Özellikle Kardeniz bölgesinde kullanilan agaçtan ya da tastan yapilmis su olugu. Lât: Canalis, Fr: Rigole.
Kriptografi: Κρυπτογραφία (Kriptografia). Κρυπτο (Kripto): Gizli-Γραφω (Grafo): Yazmak. Sifreyazim.
Kripton: Κρυπτη (Kripti). Gizli. Bir tür kimyevî element. Kr
Kritik: Kριτική (Kritikî).
Kriz: Kρίση (Krîsi). Dönüm noktasi, buhran, hüküm, karar, tenkit. Bir hastaligin dönüm noktasi anlaminda.
Krizantem: Xρυσάνθεμο (Hrisânthemo). Kasimpati.
Krokodil: Kροκόδειλος (Krokôdilos). Timsah.
Krom: Χρομα (Hroma). Renk. Bir kimyevî element. Cr
Kromozom: Χρωμοσωμα (Hromosoma). Xρώμα (Hrôma): Renk- Σώμα (Sôma): beden, vücud, cisim. Renkli cisim, renkli bölüm.
Kronik: Xρονικός-ή-ό (Hronikôs). Χρόνος (Hrônos): Zaman. Müzmin, süregen.
Kronografi: Χρονογραφία (Hronografîa). Χρόνος (Hrônos): Zaman-Γραφω (Grafo): Yazmak. Zamanyazim.
Kronoloji: Xρονολογία (Hronologîa). Χρόνος (Hrônos): Zaman-Λόγος (Lôgos): Bililm, bilgi, kelam. Zamanbilim.
Kronolojik: Xρονολογικός-ή-ό (Hronologikôs). Χρόνος (Hrônos): Zaman- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Zamanbilimsel.
Kronometre: Xρονόμετρο (Hronômetro). Χρόνος (Hrônos): Zaman-Μετρω (Metro): Ölçmek. Zamanölçer.
Kronosfer: Χρονοσφαιρα (Hronosfera). Χρόνος (Hrônos): Zaman- Σφαίρα (Sfera): Küre. Zaman küre.
Ksenon: Ξενον (Ksenon). Ξενος (Ksenos): Yabanci. Bu kelimeden mülhem bir kimyevî element, Zenon. Xe.
Ksilofon: Ξυλόφωνο (Ksilôfono). Ξύλο (Ksîlo): Tahta, odun- Φωνή (Fonî): Ses. Tahtadan yapilan tuslu bir müzik âleti.
Kudal: Κουτάλι (Kutâli). Kasik veyâ Κουταλα (Kutala) Büyük kasik, kepçe. Dogu Karadeniz bölgesinde kullanilan bir gereç, büyük kepçe.
Kukla: Κουκλα (Kukla). Mukavva Kutu. Anlam genislemesiyle, mukavvadan yapilmis kartlarla oynanan oyun, mukavvadan yapilan oyuncak bebek, çocuklar için kullanilan bir hitâp.
Kukumav: Κουκουβάγια (Kukuvâya). Bir tür baykus.
Kulp: Kολπος (Kolpos). Sap, tutacak.
Kuluçka: Κουρτσκα (Kurtska). Κολοσσα (Kolosa): Tavugun yumurtalari üzerine oturmasi eylemi. Buradan türetilmistir.
Kulübe: Καλύβα (Kalîva).
Kum: Χομα (Homa). Kum, toprak yigini. Lâtince: Humus. Humuslu toprak terimi buradan gelmektedir.
Kuma: Γαμος (Gamos). Evlenme. Anlam genislemesiyle, kadinlar arasinda ortak, evli bir erkegin, karisinin üzerine getirdigi ikinci kadin, erkegin birden fazla olan eslerinden her biri.
Kundak: Κοντακι (Kodaki). Çocuk yatagi, bebek yatagi. Anlam genislemesiyle, bebegin sarildigi bez, örtü. Silahin, genelde agaçtan yapilan ard bölümü.
Kundura: Κουντουρα (Ku-n-dura). Tiyatrolarda, oyun sirasinda ayaga giyilen özel bir ayakkabi türü, tahtadan yapilan ayakkabi. Anlam genislemesiyle pabuç, ayakkabi.
Kupa: Kουπα (Kupa). Bardak, masraba. Lâtince: Cupa (Kupa: Fiçi, varil).
Kurna: Κορονι (Koroni) veyâ Γούρνα (Gurna). Içi oyuk nesne, suluk. Hamamlarda içi suyla doldurulan, mermerden yapilmis suluk.
Kuytu: Κοїθε (Koithe). Kiyi, deniz kiyisinda karaya girinti, bucak. Anlam genislemesiyle, kolay barinilan, soguga kapali, esinti olmayan yer.
Küboid: Κυβοειδη (Kivoidi). Κυβος (Kivos): Küb- Ειδος (Idos): Biçem, form, çesit, nevi, cins, tarz, suret, sekil. Küb seklinde olan, kübümsü. Tarsal (Ayak taragi) kemiklerden birine verilen ad.
Küfe: Κόφινi (Kôfini).
Κümes: Koiμασιον (Kimasion). Uyuma yeri. Κοιμάμαι (Kimâme): Uyumak kelimesinden. Kanatli hayvanlarin barindigi yer.
Küpeste: Κουπαστή (Kupastî). Kayikta kürek konulan yer, gemilerde güverte parmakligi, bu parmakliklarin üzerine yerlestirilen agaç bölüm.
- L -
Labada: Λαβαδον (Lavadon). Sulak yerlerde yetisen, genellikle hayvanlara yedirilen genis yaprakli bir bitki. Efelek.
Labirent: Λαβύρινθος (Lavîrinthos). Dolambaç, dolasik yol, magara, çözülmesi güç olan sorun. Iç kulakta bulunan bir olusum.
Lâdin: Λεδανον (Ledanon). Bir agaç türü. Yunan mitolojisinde, Apollon’un ve Artemis’in annesi Letô’nun isminden mülhem. Bunun nedeni, Letô’nun, Dilos (Delos) adasinda, Hera’dan (Ira) saklanarak, altinda çocugunu dogurdugu agacin bu adla anilmasi. Bu agaca Letô’nun agaci denmistir.
Lagim: Λακομα (Lakoma). Çukur, oyuk, hendek.
Lahana: Λάχανο (Lâhano). Bir tür sebze.
Laik: Λαïκος (Laikos). Λαός (Laôs): Halk. Halka deggin, halka ait, Halkçi. Siyâsî terminolojide: Din islerini devlet islerinden ayiran, din kurumunun devlet yönetimine müdâhalesini engelleyen. Köken olarak, belli bir ada halkini ifâde etmekte olup, lao adli özel bir jeolojik madde veya tastan mülhem oldugu saniliyor.
Laisizm: Λαïκισμός (Laikismôs). Halkçilik.
Lakerda: Λακέρδα (Lakêrda). Tuzlanmis balik.
Lalanga: Λαλαγίτα (Lalagîta). Kizartma.
Lamba: Λαμπα (La-m-ba). Parlayan, isik veren, isik saçan. Λαμψις (Lampsis): Parlayis, aydinlik kökünden. Yunanca, “Kurt” anlamina gelen “Λύκος" (Lîkos) kelimesi de, "parlamak, aydinlatmak” anlamindaki “λαμπω"dan (labo) evrilmistir. Yine, “Λυχνάρι" (Lihnâri): Kandil, lamba, fener ve "Λυχνία" (Lihnîa): Lamba, samdan, kandil kelimeleri de buradan gelir. “Λαμπάδα" (Labâda): Mesâle, büyük mum ve “Λαμπτήρ" (Labtîr): Mesâle, samdan, fener kelimeleri de ayni aileye mensubdur. Ingilizce Light (Layt-Isik veya parlak) kelimesi Latince “Lux” (Luks-Günes ya da yildiz isigi, gün isigi, gün, göz kamastiricilik, göz parlakligi), Ing; Luxury (Laksiri-Asiri harcama, asiri genislik, Ilimli olmama, Resmî ya da uç bir konumda olma, Semereli-Bereketli olma, Açiri-Hizli büyüme / yeserme) kelimesi Latince “Luxuria” (Luksuria) veya “Luxus” (Luksus-Günes sisteminin merkezî yildizi, günes isigina maruz birakma, güneste sergileme) kelimelerinden, Ing; “Lamp” (Lemp-Lampa, Isik) kelimesi Latince “Lychnus” (Likhnus-Isik, parlama, aydinlatma) kelimesinden, Fransizca “Loup” (Lu-Kurt) kelimesi, Latince “Lupus” (Kurt, Ucu sivriltilmis demir) kelimesinden gelir. Yine Latince “Lusor” (isildama), “Lustro” (Aritma, temizleme, aydinlatma, etrafinda hareket etme, gözetleme), “Lustrum” (Arinma töreni, 5 yillik dönem) kelimeleri de yukaridakilerle akrabadir. Türkçe’de kullanilan “Lüks lambasi” da ayni kavramlardan mülhemdir. Her iki kök-dil’de de (Latince ve Yunanca) kurt kelimesinin “aydinlik ve parlaklik” kelimeleriyle ilintilendirilmesi ise ilginçtir.
Lantan: Λανθανει (Lanthani). Gizli, sakli. Bir kimyevî element. La
Larva: Λαβραξ (Lavraks). Deniz kurdu ve Kurtçuk anlaminda.
Lastik: Eλαστικός-ή-ό (Elastikôs). Esnek.
Legen: Λεκάνη (Lekâni). Tekne. Süryânîce: Legan, Farsça: Legen.
Leksikon: Λεξικό (Leksikô). Sözlük, kâmus, Lügât.
Leopar: Λεοπάρδαλις (Leopârdalis). Λεοντάρι (Leo-n-dâri) veya λεων (leon): Aslan-Παρδος (Pardos): Benek. Benekli Aslan anlaminda, kedigillerden yirtici bir hayvan.
Lepton: Λεπτόνιο (Leptônio). Λεπτος (Leptos): Ince, narin, nazik. Quantum fizigi terimi olarak, “ince parçacik”.
Levent: Λεβεντις (Levendis). Genç, delikanli, gemici.
Levrek: Λαβράκι (Lavrâki). Λαβραξ (Lavraks): Eski Yunanca deniz kurdu. Bir tür balik. Lâtince: Lavraks lupus (deniz kurdu), Fr; Labre, Isp.; Labrolabio (deniz kurdu).
Lezbiyen: Λεσβία (Lesvîa). Disi Sevici. Merkez sehri Midilli (Mitilini) olan Lesvos adasinin isminden mülhem. Ünlü Yunan sairi Safo burada yasadigindan ve sevici oldugundan, bu adaya “Seviciler Adasi” da denmistir.
Likantropi: Λυκανθροπία (Likanthropîa). Λύκος (Lîkos): Kurt- Άνθρωπος (Ânthropos): Insan. Kurtadamlik.
Likmen: Λυκνειον (Liknion). Lamba, kandil. Içinde pamuk ya da ketenden yapilmis fitil bulunan ufak gaz lambasi, Ilikmen, Idâre lambasi.
Likofili: Λυκοφιλία (Likofilîa). Λυκος (Likos): Kurt-Φιλία (Filîa): Sevgi, sevme. Kurt tarzi sevgi, ikiyüzlüce, riyâkârâne sevgi.
Likorinos: Λικουρίνος (Likurînos). Iste kurutulmus kefal.
Liman: Λιμανί (Limanî).
Limon: Λέμονι (Lêmoni). Yas, çayirlik, otlak anlamlarinda. Anlam genislemesiyle, turunçgillerden bir bitki. Lâtince “Limus”: Çamur, çok sulu toprak anlaminda. Fr: lemon-citron, Ing: Lemon, Ar: Leymûn, Far; Leymon.
Lir: Λύρα (Lîra). Bir müzik âleti. Lir, Kemençe
Lirik: Λυρικός (Lirikôs).
Lise: Λύκειο (Lîkio). Aristoteles’in, Atina’da kurdugu felsefe okulunun ismi. Atina’da ayni adla anilan semt.
Litografi: Λιθογραφία (Lithografîa). Λιθος (Lithos): Tas-Γραφω (Grafo): Yazmak. Tasyazim.
Litoloji: Λιθολογία (Lithologîa). Λιθος (Lithos): Tas-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Tasbilim.
Litosfer: Λιθοσφαιρα (Lithosfera). Λιθος (Lithos): Tas-Σφαιρα (Sfera): Küre. Tasküre.
Litürji: Λιθουργία (Lithurgîa). Hristiyanlik terimi olarak, “çalismanin yolu” anlaminda. Kilise isleri, kiliseye gidip ibâdet etme, dinî anlamda isini görme.
Lityum: Λιθός (Lithôs). Tas. Bir kimyevî element. Li.
Lob: Λοβος (Lovos). Bir organin, diger organ ve olusumlardan bir bölme veya bir yarik ile ayrilmis durumdaki yuvarlak parçasi. Halk arasinda “löp” olarak kullanilan terim de ayni kökenlidir.
Lodos: Nότος (Nôtos). Güney. Güneyden gelen, güneyden esen anlaminda. Bir rüzgâr türü. Bozyel, akyel. Far; Bâd-i Cenub, Fr; Vent du Midi, Alm; Südwind, Ing; South wind.
Logaritma: Λογάριθμος (Logârithmos).
Logaritmik: Λογαριθμικός-ή-ό (Logarithmikôs). Logaritma’ya deggin.
Logos: Λόγος (Lôgos). Söz, kelâm, bilim, konusma, akil, nutuk, vaaz, darb-i mesel, maksad, vaat, bilgi.
Logosentrizm: Λογοκεντρισμος (Logokentrismos). Λόγος (Lôgos): Kelam, nilim, bilgi, söz- Κεντρο (Ke-n-dro): Merkez. Sözmerkezcilik. Bütün düsünce, dil ve yasantimizin kurucusu olacak nihaî bir söz, varlik, öz veyâ hakikâtin varoldugunu öne sürer. Felsefe ter.
Logosentrik: Λογοκεντρικός (Logoke-n-drikôs). Sözmerkezci. Felsefe ter.
Lohusa: Λεχώνα (Lehôna). Yatak. Anlam genislemesiyle, dogum yapmis kadin. “Λοχια" (Lohia) kelimesi, çocugun dogumundan sonra annenin genital yollarindan gelen akinti anlamindadir. Lohusa Serbeti: Yeni dogum yapmis kadini ziyârete gelenlere ikrâm edilen serbet. Lâtince: Puerpera. “Puer”: Çocuk. “Puerperal Sepsis” terimi buradan gelmektedir. Dogumun hemen sonrasinda görülen kan zehirlenmesi. Farsça: Zâçe, Alm: Wöcherin. Nefsa.
Lojik: Λογική (Logikî). Mantik. Önce Fransizca’ya ‘Logique’ biçiminde geçmis oradan da Türkçe’ye girmistir.
Lojistik: Λογιστικός (Logistikôs). Aklî.
Lostra: Λουστράρω (Lustrâro). Parlatma, perdahlama, ayakkabi boyama. Λουστρος (Lustros): Lostraci, ayakkabi boyacisi.
Lostromo: Λοστρόμος (Lostrômos).
Löp: Λοβος (Lovos).
Lüfer: λουφάριο (Lufârio). Bir tür balik
- M -
Madalya: Μέταλλιο (Mêtalio). Mâden’den mütevellit, mâdenî olan. Fransizca’ya “Médaille” (Mêday) olarak geçmis, oradan da Türkçe’ye girmistir.
Madrabaz: Mεταπράτης (Metaprâtis).
Magara: Μεγαρον (Megaron). Oda, Ev, oturulan mekân. Anlam genislemesiyle, in, büyük oyuk, büyük kovuk mânâlarini yüklenmistir.
Magnezyum:Mαγνήσιο (Magnîsio). Thessalia’da bir bölge ismi. Bir tür kimyevî element. Mg. (Manisa ilinin ismi de bu kelimeden gelmektedir).
Makina: Μεχος (Mehos): Araç.
Makroskopik: Μακροσκοπος (Makroskopos). Μακρος (Makros): Büyük-Σκοπω (Skopo): Bakmak, muâyene etmek. Çiplak gözle görülebilen, büyük. Mikroskopik’in ziddi.
Maltiz: Αμάλθεια (Amâlthia). Yunan mitolojisinde adi geçen bir keçi. Zeus, onun sütüyle beslenmis, Athina ise, onun postundan yapilmis bir elbise giymistir. Özellikle Güney Marmara bölgesinde bulunan bir keçi türü.
Manastir:Mοναστήρι (Monastîri). Μοναχός (Monahôs): Kesis. Mονή (Monî): Manastir. Temel kök ise, “Μόνο" (Môno): Tek, yalniz kelimesidir.
Manav: Μανάβης (Manâvis). Manav, yemisçi.
Mancinik: Μηχανική (Mihanikî). Mekanik. Devinen, ileri-gri giden. Anlam genislemesiyle, eski dönemlerde kullanilan bir savas gereci.
Mandal: Μανταλος (Ma-n-dalos). Sürgü.
Mandra: Mάνδρι (Mâ-n-dri). Agil.
Manganez: Μαγνης (Magnis). Çekim, cazibe. Miknatisli anlaminda. Bir kimyevî element. Mn
Mani: Mανία (Manîa). Asirilik, azginlik, çilginlik. Μαινάς (Menâs): Dionisos senlikleri sirasinda danseden ve kendinden geçen topluluk, ayni zamanda transa geçtikten sonra insan kurban ederlerdi. Manîa kelimesi, Psikiyatri terimi olarak kullanilir ve “çilginlik”, “delilik”, “azginlik” gibi mânâlar yüklenir. Terimin kökeni de "Μαίνάς" (Menâs) kelimesidir.
Manik: Mανιακός-ή-ό (Maniakôs). Manyak.
Manolya: Μανόλία (Manôlîa). Bir çiçek türü.
Mantar: Mανιταρι (Manitari).
Manyetik: Mαγνητικός-ή-ό (Magnitikôs). Cazibeli, çekimli.
Manyetizma: Mαγνητισμός (Magnitismôs). Çekicilik, cezbedicilik.
Manyetofon: Mαγνητόφωνο (Magnitôfono). Μαγνητίζω (Magnitîzo): Çekmek, cezbetmek-Φωνή (Fonî): Ses. Sesçeker.
Manyetosfer: Μαγνητόσφαιρα (Magnitôsfera). Çekimküre.
Maraton:Mαραθώνας (Marathônas). Atina yakinlarinda, Persler’le Yunanlar arasinda büyük bir savasin yasandigi yer. Savasin kazanildigini Atina’ya bildirmek için 42 kilometre 195 metre kosan ve haberi ulastirdiktan sonra da hayatini kaybeden erin anisina düzenlenen bir atletizm yarismasi ve bir atletizm dali.
Marul: Μαρουλι (Maruli).
Masura: Μασούρι (Masûri). Masura, bobin.
Matematik: Mαθηματικά (Mathimatikâ). "Μάθημα" (Mâthima) kelimesi, "ders, ögüt, ögretme, tedris, ibret” gibi anlamlara gelir. O da, “Μά" (Mâ): Ana ve"Θημα" (Thima) "Adim, kürsü, mimber, mihrab” mânâlarini yükleniyor. Yani, Ana kürsü, ana mimber. Anlam genislemesiyle, Matematik bilimi.
Matiz: Mεθισος (Methisos). Esrik, sizmis, sarhos, mest olma, bekrîlik.
Mavna: Μαούνα (Maûna).
Maydanoz: Μακεδονησης (Makedonisis). Makedonyali, Makedon kökenli. Anlam degisimiyle, güzel kokulu bir bitki. Farsça, Mîdenuvaz (Mideye iyi gelen, mideye yararli olan anlamindaki) kelimesinden geldigini söyleyenler de vardir.
Maymun: Μαïμου (Maymu). Μιμος (Mimos): Öykünme, çevreye uyma, temsil. Yunanca’dan Arapça’ya, oradan Türkçe’ye geçmistir. Arapça ve Farsça: Meymûn veyâ Meymon.
Mayna: Μαïνα (Maina).
Mazgal: Μασχαλι (Mashali). Oyuk, çukur.
Megafon: Mεγάφωνο (Megâfono). Μεγάλος (Megâlos): Büyük-Φωνή (Fonî): Ses. Sesi arttiran, büyüten cihaz.
Megalomani: Mεγαλομανία (Megalomanîa). Μεγάλος (Megâlos): Büyük-Mανία (Manîa). Asirilik, azginlik, çilginlik. Büyüklük hezeyâni
Megalomanyak: Μεγαλομανιακός (Megalomaniakôs). Büyüklük hezeyâni olan.
Megapol: Μεγαπολις (Megapolis). Büyüksehir
Mekanik: Mηχανική (Mihanikî).
Mekanizma: Mηχανισμός (Mihanismôs).
Mengene: Μαγγανη (Magani).
Meningitis: Mυνηγγίτις (Minigîtis) veya Mυνηγγίτιδα (Minigîtida). Beyin zarlarinin (Mυνηγγας: Minigas / Meninks) iltihâbi.
Menisküs: Μηνισκος (Miniskos). Hilâl. Diz’de bulunan yarim ay seklindeki kikirdak. Bir sivi sütununun kavisli üst bölümü. Μήνα (Mîna): Ay. Latince’ye "Mensis" olarak geçmis oradan da Ingililzce’ye Month (Mans), Fransizca’ya da “Mois” (Mua) olarak girmistir.
Menopoz: Μενοποσις (Menoposis). Μήνα (Mîna): Ay-Παυσις (Pavsis): Durma, dinme. Menstrüasyon’un (Ay Hâli, aybasi hâli) kesilmesi. Kadinlarin belli bir yastan sonra âdet görmemesi durumu.
Mermer: Mάρμαρο (Mârmaro).
Mersin: Μυρσινη (Mirsini) veya Μυρτιά (Mirtiâ). Akdeniz bölgesinde yetisen ve sürekli yesil kalan bir agaç. Bir balik türü, bir sehrin ismi.
Meson: Mέσο (Mêso). Orta. Mεσόνιο (Mesônio): Quantum fizigi ter. Bir tür quantik parçacik.
Metabolizma: Mεταβολισμός (Metavolismôs). Tip ve biyoloji ter. Öge degisimi, besi evrimi, özgerim, yapimyikim. Anabolizma (yapim) ve katabolizma (yikim) süreçlerinden olusan beslenme dönüsümü bütüncül süreci.
Μetafizik: Mεταφυσικι (Metafisiki). Μετα (Meta): Sonra, öte-Φυσις (Fisis): Tabiat, doga, Mizaç. Fizikötesi, dogaötesi.
Metafor: Mεταφορά (Μetaforâ). Tasima, nakliyat. Edebiyat ve Felsefe terimi olarak, Igretileme, anlam tasima.
Metal: Μεταλλιον (Metalion). Mâden.
Metapsikoloji: Mεταψυχολογία (Metapsihologîa). Μετα (Meta): Sonra, öte-Ψυχή (Psihî): Ruh, Tin-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, Kelam. Psikolojiötesi, ruhbilimötesi. Zihin ve beden arasindaki iliski gibi görgül (ampirik) ruhbilim yasalarinin ötesine giden felsefî sorularin incelenmesi; ruhbilim için genel yasalar saptama girisimini öngören ögreti.
Metapsisik: Μεταψυχικι (Metapsihiki). Metapsikolojiye deggin.
Metazori: Mε το ζόρι (Me to zôri). Zorla, zorâki, Metazori.
Μeteksis: Μετεκσις (Meteksis). Katilma.
Metempsikoz: Μετεμψυχοσις (Metempsihosis). Ruhun, bir bedenden digerine göçü (ögretisi).
Meteor: Mετεωρα (Meteora). Göktasi
Meteorolog: Mετεωρολόγος (Meteorolôgos).
Meteoroloji: Mετεωρολογία (Meteorologîa).
Metonimi: Μετονιμία (Metonimîa). Μετα (Meta): Öte, sonra-Όνομα (Ônoma): Isim. Isim tasinmasi, bir kelime / kavramin zaman içinde semantik bir kaymaya ugramasi.
Metre: Mέτρο (Mêtro). Bir uzunluk ölçüsü birimi.
Metrik: Mετρικός-ή-ό (Metrikôs). Metreye deggin, metreyle iliskili olan, Örn. Antropometrik: Insan ölçülerine deggin.
Metropol: Mητρόπολης (Mitrôpolis). Despothâne, Payitaht, bassehir. Zaman içinde büyük sehir anlamini kazanmistir.
Metropolit: Μητρόλιτις (Mitrôpolitis). Despot, Bas idâreci, Orthodoks Hristiyanlik’ta sehrin en üst düzeydeki dinî temsilcisi, Kent kilisesi kurumunun lideri, despotu..
Miknatis: Μαγνήτης (Magnîtis). Çeken, cezbeden, albenili.
Midye: Mύδι (Mîdi). Kabuklu bir deniz canlisi.
Mikrobiyolog: Mικροβιολόγος (Mikroviolôgos). Minidirimbilimci.
Mikrobiyoloji: Mικροβιολογία (Mikroviologîa). Minidirimbilim.
Mikrokosmos: Mικροκοσμος (Mikrokosmos). Minievren. Çiplak gözle görülemeyen, quantik evren. Kosmos’un en küçük düzeydeki modeli.
Mikron: Μικρον (Mikron). Μικρος (Mikros): Küçük. Metrenin milyonda biri degerinde bir uzunluk ölçü birimi. “μ" (Mî) harfi ile simgelenir.
Mikrop: Mικρόβια (Mikrôvia). Μικρος (Mikros): Küçük-Βιος (Vios): Hayat. Küçük dirim, küçük canli. Mikrop.
Mikroskop: Mικροσκόπια (Mikroskôpia). Minik canlilara bakma, minik canlilari seyretme.
Mikroskopik: Mικροσκόπικος (Mikroskôpikos). Minik canlilara bakma, minik canlilari seyretme araci. Mikroskopiye deggin.
Mimesis: Μιμησις (Mimisis). Öykünme.
Mimik: Mιμικός-ή-ό (Mimikôs). Öykünme, çevreye uyma, temsil.
Mimoza: Μιμόσα (Mimôsa). Amber çiçegi, kösegen.
Mitoloji: Mυθολογία (Mithologîa). Esâtir, Efsâne bilgisi.
Mitomani: Μυθομανία (Mithomanîa): Μυθος (Mithos): Efsâne, esâtir-Μανία (Manîa): Asirilik, azginlik. Efsânelerle yasama, efsânelere dayali bir retorige sahip olma, efsâne uydurma.
Mitos (Mit): Mύθος (Mîthos). Efsâne, esâtir.
Mitroman: Μητρομανιακός (Mitromaniakôs). Μητρα (Mitra): Rahim, Uterus, döl yatagi-Μανία (Manîa): Azginlik, çilginlik. Histerik.
Mitromani: Μητρομανία (Mitromanîa). Μητρα (Mitra): Rahim, Uterus, döl yatagi-Μανία (Manîa): Azginlik, çilginlik. Histeri.
Miyosen: Μειόκαινος (Miôkenos). Jeoloji ter. Bir jeolojik dönemin ismi.
Molibden: Μόλυβδος (Môlivdos). Kursun. Kimya ter. Bir element. Simgesi Mo.
Moloz: Μολος (Molos). Yigin.
Monad: Mονάδα (Monâda). Birim.
Monark: Mονάρχης (Monârhis). Μονος (Monos): Tek, bir, yalniz-Άρχη (Ârhi): Ilk, baslangica ait, öncel, Düzen, idâre. Mutlak, tek idâreci.
Monarsi: Μοναρχία (Monarhîa). Μονος (Monos): Tek, bir, yalniz- Aρχη (Arhi): Ilk, baslangica ait, düzen, idâre. Mutlâkiyet, Tek kisi idâresi.
Monogam: Μονογαμος (Monogamos). Μονος (Monos): Tek, bir, yalniz- Γαμος (Gamos): Evlilik, dügün. Tek esli.
Monogami: Mονογαμία (Monogamîa). Μονος (Monos): Tek, bir, yalniz-Γαμος (Gamos): Dügün, evlilik. Tek eslilik.
Monograf: Μονογραφός (Monografôs). Mονος (Monos): Tek, bir, yalniz-Γραφω (Grafo): Yazmak. Tek bir konu ile ilgilenen yazi, deneme.
Monografi: Mονογραφία (Monografîa). Mονος (Monos): Tek, bir, yalniz- Γραφω (Grafo): Yazmak. Tek bir konu ile ilgili yazim, kisa imza. Paraf.
Monogram: Μονογραμμα (Monograma). Μονος (Monos): Tek-Γραμμα (Grama): Harf, betim. Tekyazim.
Monolitik: Mονολιθικός-ή-ό (Monolithikôs). Μονος (Monos): Tek- Λυσις (Lisis): Çözünüm, çözüm, erime. Tekçözümsel.
Monoliz: Mονόλυση (Monôlisi). Μονος (Monos): Tek-Λυσις (Lisis): Çözüm, çözünme, erime. Tekçözüm.
Monolog: Mονόλογος (Monôlogos). Μονος (Monos): Tek-Λόγος (Lôgos): Söz, kelâm, bilgi, bilim. Tek tarafli konusma, dialog ziddi.
Monomani: Μονομανια (Monomania). Μονος (Monos): Tek-Μανία (Manîa): Azginlik, asirilik, çilginlik. Tek bir fikre takilip kalma, saplantili olma, asiri idefiks (Idefiks-Sâbit fikir’den de öte, azginlik derecesinde tek fikirlilik).
Monopol: Μονοπωλειον (Monopolion). Μονος (Monos): Tek, bir-Πωλειο (Polio): Hâne, ev. Tekel, inhisar.
Monoteist: Μονοθεïσμος (Monotheismos). Μονος (Monos): Tek, bir- Θεός (Theôs): Ilâh, tanri. Tektanrili.
Monoteizm:Mονοθεϊα (Monotheia). Tektanrililik.
Monoton: Μονοτόνος (Monotônos). Μονος (Monos): Tek, bir-Τόνος (Tônos): Kuvvet, ses, ton. Yeksenâk, tekdüze.
Monotoni: Μονοτονια (Monotοnia). Μονος (Monos): Tek, bir-Τόνος (Tônos): Kuvvet, ses, ton. Yeksenâklik, tekdüzelik.
Morfin: Μορφίνη (Morfîni). Yunan mitolojisindeki uyku tanrisi Morfeus’un isminden mülhem. Uyusturucu ve uyutucu bir madde.
Moron: Μορον (Moron). Μορο (Moro): Bebek. En geri zekâ düzeyi. Bebek zekâsina sahip olan.
Morfoloji: Mορφολογία (Morfologîa). Μορφος (Sekil, biçim)-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Biçimbilim, Sekilbilim.
Mozaik: Μουσα (Musa). Güzel sanatlarin dokuz perisinden birinin ismi. Kir perisi.
Musikî (Müzik): Μουσα (Musa). Güzel sanatlarin dokuz perisinden birinin ismi, kir perisi. Onun isminden mülhem.
Musmula: Μεσπιλον (Mespilon). Döngel.
Müze: Μουσεïο (Musio). Güzel sanatlarin dokuz perisinden biri olan Μουσα (Musa) kökünden..
- N -
Nadas: Νεατε (Neate). Dinlenmeye, yenilenmeye birakma, ekilmeyen, dinlendirilen toprak.
Naftalin: Ναφθαλίνη (Naftalîni).
Namus: Nόμος (Nômos). Düzen, nizam. Anlam genislemesiyle iffet.
Narkotik: Ναρκωτικος (Narkotikos). Uyusturucu.
Narkoz: Ναρκωσις (Narkosis). Uyusukluk. Ilaçlar tarafindan meydana getirilen suur kaybi.
Narsisizm: Νάρκισισμός (Nârkisismôs). Kendine sevdalilik, kendine âsik olma. Yunan mitolojisinde, suda kendi aksini gören ve ona asik olan Νάρκισσος (Narkisos) isimli kahramanin isminden mülhem.
Narsi(si)st: Νάρκισσος (Nârkisos). Kendine sevdali, kendine âsik.
Navlun: Ναβλον (Navlon). Gemi için ödenen gider, yolluk. Ναυς (Nafs): Gemi kökünden.
Nefrit: Nεφρειτις (Nefritis). Böbreklerin iltihâbi.
Neft: Ναφτη (Nafti). Sakizli, ziftli sivi. Petrolden veyâ agaçlardan elde edilen ve reçineye benzeyen yapiskan bir madde.
Nekrofili: Nεκροφιλία (Nekrofilîa). Νεκρος (Nekros): Ölü-Φιλία (Filîa): Sevgi. Ölüsevicilik, ölülerden cinsî haz duyma.
Nekrofil: Nεκρόφιλος (Nekrôfilos). Ölüsevici, ölülerden cinsî haz duyan.
Nektar: Νέκταρ (Nektar). Gevser, Kevser, Ilâhlar’a lâyik içecek.
Nemfomani: Nυμφομανία (Nimfomanîa). Nυμφη (Nimfi): Yunan mitolojisinde bir varlik olup “perikizi” olarak karsilanir. Tibbî terminolojiye, Latince “Labium Minoris” (Küçük Dudak) olarak geçmis olup, kadin cinsî organinin bir bölümünü ifâde eder-Μανία (Manîa): Azginlik, asirilik, çilginlik. Kadinin asiri derecede cinsî temas ihtiyaci göstermesi, asiri sehvet.
Nemfomanyak: Nυμφομανής (Nimfomanîs). Nemfomani özellikleri gösteren.
Neodim: Νεοδυμος (Neodimos). Νεα (Nea) veya Νέος (Nêos): Yeni- Διδυμος (Didimos): Ikiz. Yeni ikizler anlaminda. Bir kimyevî element. Nd.
Neolojizm: Νεολογισμος (Neologismos). Νέος (Nêos): Yeni-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelâm. Kelime uydurma hastaligi. Yeni kelimeler üretme.
Neon: Νεον (Neon). Νεα (Nea): Yeni. Bir kimyevî element. Ne
Neptün: Νεπτουν (Neptun). Yunan mitolojisinde bir varlik. Bir gezegen.
Neptünyum: Νεπτουνίο (Neptunîo). Yunan mitolojisinde bir varlik. Bir kimyevî element. Np.
Nergis: Nάρκισσος (Nârkissos). Bir tür çiçek, fulya.
Nevropat: Nευροπαθής-ής-ές (Nevropathîs). Sinir derdi çeken, sinirsel bozuklugu olan, asiri asabî kisi.
Nevrotik: Nευρωτικός (Nevrotikôs). Nevroz problemi yasayan.
Nevroz: Nεύρωσις (Nevrosis) veya Nεύρωση (Nevrosis). Nεύρο (Nevro): Sinir-Ωσις (Osis): Durum, hâl. Hastanin farkinda oldugu fakat bir türlü asamadigi psikolojik durum. En çok ratlanan nevrozlar: Anksiyete (Sikinti), Histeri ve Depresyon’dur. Psikoz’da ise hasta kendi durumunun fasrkinda degildir.
Niobyum: Νιοβιο (Niovio). Νιοβη (Niovi): Yunan mitolojisinde bir varlik. Bir kimyevî element. Nb.
Noisis: Νοεισις (Noisis). Ari akil, öncü akil, ilk akil, Nus.
Nonos: Νουνος (Nunos). Vaftiz babasi. Anlam degismesiyle, kadinsi (efemine) erkek, escinsel veyâ sevimli mânâlarini yüklenmistir.
Nostalji: Nοσταλγία (Nostalgîa). Νοστος (Nostos): Geçmis, Mâzi-Αλγία (Algîa): Agri, sizi. Geçmis agrisi, geçmise duyulan özlem. Istak-i Mâzi.
NUS: Nοεισις (Noisis). Ilk, devindirici akil. Nus-theos (Νους-Θεος): Zihin-ilâh. Lâtincesi; Ratio Primum Movens. Anlik-An (zihin), Us (akil), Ruh (Tin), zihnî ilke, ruhî ilke. Felsefe ve Hristiyanlik ter.
Ünlü Hristiyan âlimi, Samli Aziz Yuhanna (St. John of Damascus) söyle der: “Nasil ki, göz bedenin bir parçasiysa, nus (akil) da ruhun bir parçasidir". Buradaki nus, insana Allah tarafindan bahsedilen akil anlamindadir. Havari Aziz Paul de, “bizim nus’umuz (aklimiz) Hz. Isa’nin nus’udur (aklidir)." der. St. Makarius ise "Nus (akil) bedenin bir parçasidir" iddiasini savunur. St. Gregory of Nyssa (Nyssa’li Aziz Gregor): “Insan nus’u bedensiz bir varlik olarak, vücudun hem içinde hem disindadir. Her tarafa esit bir biçimde dagilmistir. Ilk organ olarak kalbi kullanmistir" demektedir. St. Maksimus’a göre, "Ruh bilgisinin isigi, nus’un (aklin) yasamasindan ileri gelir ve bu isik Allah sevgisini gelistirdiginden dolayi ilâhî Ask’tan daha büyük birsey olamaz". Nikitas Stethatos’a göre, "Nus’un 4 kuvveti vardir: anlama, keskinlik, kavrama ve sür’at. Nus’un bu 4 kuvveti ruhun 4 genel faziletiyle birlesmek zorundadir: özgüven, yargi, adâlet ve cesaret. Anlama, özgüvenle, keskinlik yargiyla, kavrama adaletle ve sür’at cesaretle birlesmelidir. Bu, ‘Ates Arabalari’ni ‘Cennetler’den geçirmeye yeter".
Anaksagoras’a göre, "nous", hareket ettirici ve amaca erdirici ilkedir ve "nous" maddîdir (madde kökenlidir). Ancak, bu, "pek ince, pek seçkin" bir maddedir. Bütün nesnelerin en arinmisi, en lâtifidir. Yalniz basina oldugunda, yalinç ve hiçbirseyle karismamis durumdadir. Hep kendi kendisine esittir, kendi kendine hareket edebilen biricik maddedir. Bütün diger varliklarin hareket ilkesidir. Evren’e egemen olan kuvvettir. Evreni harekete geçirip, olusturmasi bakimindan, Herakleitos’un “ates”inin gördügü islevi görür. Kendi basinadir. Ilk hareketi saglayan (ilk devindirici) “nous”tur. Oluslar, “nous”un istedigi dogrultuda gerçeklesir. “nous”, baslangiçta bir karmasa (kaos) içinde bulunan “spora-spermata” (tohumlar) yigininin bir noktasinda, bir çevrinti (çevirme, girdap) hareketi yaratmis ve bu hareket yavas yavas bütün yigini sarip devinmelerine yol açmistir. “nous”, bilinçli ve akilli ilkedir.
Platon’a göre, düsünme ve akil edimleri.
Aristoteles’e göre, Teorik (Kuramsal) ve pratik (Kilgisal) düsünme gücü. Ruh neyse nous da odur.
Düsünmenin ilkesi ve gelip geçici olmayan tözü.
Plotinos’a göre, Akilla kavranan dünyanin, idealar alaninin ilkesi.
Olusu gerçeklestiren tabiî devim.
Britanyali düsünür Bertrand Russell’a göre Nous’un ingilizce karsiligi yoktur. Belki “Logos” kavrami onun yerine kullanilabilir.
Macit Gökberk’e göre, Anaxagoras, olusu meydana getiren ilkeye, gördügü is düsünce yetisininkine benzedigi için nous adini verir.
Fransiz filozof Georges Cogniot söyle der: “Önceleri, Anaxagoras’i seylerin düzenleyicisi bir gücü kabul eder görmekle hayranlik duyan Sokrates bile, nous kuraminin, gerçegin madde disi bir ilkeyle açiklanmasi olmadigini anlayinca Anaxagoras’i reddetti”.
Demokritos’a göre nous atesten bir topraktir ve duyumlarin karisikligini düzenler.
Hegel söyle der: “Nesnel düsünce, dünyadaki us ve elbette dogal; evrensel olan iste bunlardir. Bu usun bizzat kendisi, nasil köpek bir hayvansa ve onun tözsel yani buysa, öylece dogada içkindir, doganin özüdür. Böylesine bir usu içkin bulunmasaydi doga, insanlarin bir sandalyeyi biçimlendirdikleri gibi, disaridan biçimlendirilemezdi”.
Nümizmatik: Nόμισματικη (Nômismatiki): Nόμισμα (Nômisma): Akçe, para. Paraya deggin, paraya iliskin. Parabilim.
-O-
Oksijen: Oξυγόνο (Oksigôno). Οξυ (Oksi): Asit- Γονο (Gono): Olus, tekvin. Asit oluslu. Bir kimyevî element. Simgesi O.
Oksimoron: Οξιμορον (Oksimoron). Çeliskili / uyumsuz terimlerin birlikte kullanilmasiyla yaratilan bir etki. Οξυ (Oksi): Keskin, asid-Μορο (Moro): Bebek, bebege deggin. Örn. Öldürücü güzellik.
Oktavus: Oκτάβα (Oktâva).
Okyanus: Ωκεανός (Okeanôs). Kelime buradan mülhem. Okyanus, "O Κύανος" (O Kîanos: Mavi) anlamindadir. Kökenini ise Arapça, “Kün" (Ol) kelimesinden aldigi savi vardir. “Okyanus" kelimesinin içindeki, "kean-kian" bölümünün Arapça "Kün" (Ol) emrinden köken oldugu iddiasi da ciddi bir iddiadir. Bu mânâda “Okyanus”, “Ol” emriyle “varolan” mânâsini üstleniyor yani Yaratici’ya cevab veriyor.
Okyanusla ilgili diger tezler:
 
"Ωκεια-Ναύς" (Okia-Navs). Eski Yunanca, "Ωκεια" (Okia) kelimesi "Hizli, Sür’atli” mânâlarini yüklenmistir. “Ναύς" (Navs) ise "Gemi" anlamina gelir. Böyle bakildiginda, Okyanus’un karsiligi “Hizli Gemi” olmaktadir.
"Ω-Γή-ανός" (O-yî-anôs veya O-gî-anôs). "Γή" (Yî veya Gî) modern Yunanca’da "Toprak, yeryüzü" anlamlarina gelir. Kelimenin kökeni ise "Γαια" (Gea, Gaya veya Yea) olup, mitolojide "Toprak Ana, Yeryüzü, Analarin Anasi” mânâlarini yüklenmistir. “Ουρανός" (Uranôs) ise, mitolojide "Gök tanri” mânâsini yüklenmis olup, günümüzde de “Gökyüzü, Asuman, Uzay” anlamlarinda kullanilmaktadir. Bu kelimelerin hepsini birarada yazdigimizda, “O-gî-anôs” veya “O-yî-anôs” kelimesine ulasiriz ki, “Gögü, yeri birarada barindiran” mânâsina ulasilir.
"Ω-κύανος-νησος". (O-kîanos-nisos). "Νησος" (Nisos) kelimesi yunanca "Ada" anlamindadir. Bu baglamda “Okyanus” kelimesi “Mavi Ada” mânâsini yüklenebilmektedir.
Nihâyet, Arapça "Künnes" (Karadelik) kelimesiyle de iliskisi oldugu söyleniyor.
 
Oligarsi: Oλιγαρχία (Oligarhîa). Όλιγον (Ôligon): Az-Άρχη (Arhi): Âρχη (Arhi): Ilk, baslangica ait, düzen, idâre. Azinlik idâresi.
Olimpiyat: Oλυμπιάδα (Olimpiâda).
Omuz: Ώμος (Ômos). Çigin.
Onomatoloji: Oνοματολογία (Onomatologîa). Ονομα (Onoma): Isim-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Isimbilim.
Ontogenesis: Οντογενέσις (Ondoyenêsis). Ον (On) veya Οντος (Ondos): Varlik-Γενέσις (Yenêsis): Olus, tekvin. Varlikolus.
Ontogenetik: Οντογενετικη (Ondoyenetiki). Ον (On) veya Οντος (Ondos): Varlik-Γενέσις (Yenêsis): Olus, tekvin. Varlikolussal.
Ontolog: Οντολογος (Ondologos). Ον (On) veya Οντος (Ondos): Varlik- Λόγος (Lôgos): Bilgi, bilim, kelam.Varlikbilimci.
Ontoloji: Οντολογία (Ondologîa). Ον (On) veya Οντος (Ondos): Varlik- Λόγος (Lôgos): Bilgi, bilim, kelam. Varlikbilim.
Optik: Οπτική (Optikî). Οψις (Opsis): Görme. Görmeye deggin, görmeyle ilgili. Fizik bilimin bir dali.
Organ: Οργανων (Organon).
Orion: Οριον (Orion). Οριον (Orion): Sinir, hudut, had. Bir yildiz kümesi.
Orkide: Ορχιδέα (Οrxidêa). Bir çiçek. Biçimi erbezine (testis) benzedigi için bu adi almistir.
Orkinos: Ορκυνος (Orkinos). Bir balik türü, büyük lüfer.
Ortanca: Oρτανσία (Ortansîa). Su melegi. Bir bitki (çiçek) ismi. Lâtincesi “Ortencia”. Hristiyanlarda bir bayan ismi.
Ortodoks: Όρθοδοξία (Ôrthodoksîa). Ορθος (Orthos): Dogru, dosdogru-Δοξα (Doksa): Kani, kanâat. Dosdogru kani. Örn. Orthodoks Marksizm: Dosdogru Marksizm veyâ Orthodoks Hristiyanlik: Dosdogru hristiyanlik. Heterodoks’un ziddi.
Ortopedi: Όρθοπεδία (Ôrthopedîa). Όρθος (Ôrthos): Dogru, dosdogru-Πεδίον (Pedîon): Meydan, saha, alan, düzlük. Kas-iskelet sisteminin hastaliklariyla ilgilenen Tip dali.
Osmiyum: Οσμιο (Osmio). Οσμία (Osmîa): Koku. Bir kimyevî element. Os.
Osinografi: Ωκεανογραφία (Okeanografîa). Ωκεανός (Okeanôs): Okyanus, "O Κύανος" (O Kîanos: Mavi) anlamindadir-Γραφω (Grafo): Yazmak. Okyanusbilim.
Otarsi: Aύτάρκεια (Aftârkia). Kanaat etme, kanaatkâr yönetim.
Otokrasi: Aύτοκρατορία (Aftokratorîa). Imparatorluk.
Otokratik: Aυτοκρατορικός-ή-ό (Aftokratorikôs). Emperyal, imparatorluga deggin.
Otokton: Αύτόχθων (Aftôhthon). Yerli ahâli. Anlam genislemesiyle, Tip dilinde, tekâmül siralamasina göre vücudun en eski kirmizi kas grubu. Omuriligin her iki yaninda bulunan ve derinde yer alan kaslar için kullanilan sifat.
Otopsi: Αύτοψία (Aftopsîa).
- Ö -
Öfemizm: Εύφημισμός (Evhemismôs). Εύ (Ef, ev): Hos, güzel-Φήμη (Fîmi): San, söhret, nâm, ün, san, tevâtür. Güzel bir söhrete, isme, tevâtüre sahib olmak.
Öjenik: Ευγενικός (Evgenikôs). Öjenizm’e deggin.
Öjenizm: Ευγενισμος (Evgenismos). Εύ (Ef, ev): Hos, güzel-Γονία (Olus, tekvin). Εύγονία (Evgonia): Seçmeye dayali yetistirme yöntemi yoluyla insan soyunun / irkinin kalitesini yükseltme kurami.
Ökaliptüs: Εύκάλυπτος (Efkâliptos). Ευ (Ef, Ev): Hos, güzel- Kάλυψ (Kâlips): Gonca. Tip’ta ve Eczacilik’ta da kullanilan bir tür bitki / agaç.
Ökse: Οξος (Oksos). Macar üzümü. Anlam genislemesiyle bir bitkiye verilen ad, Ökseotu.
Öreke: Ρόκα (Rôka). Iplik egirme araci, yün veyâ pamuk egirmede kullanilan araç. Anlam degisimiyle, argoda, “Ananin örekesi" biçiminde agir hakaret hitâbi olarak kullanilir. Türkçe’deki “örmek” kelimesiyle bir ilgisi yoktur. Anadolu’da, Röke, Röka, Refka, Reka biçiminde söylenisleri de vardir.
Örgüt: Οργανωσις (Organosis).
Öritm: Ευρυθμος (Evrithmos). Ευ (Ev): Hos, güzel-Ρυθμος (Rithmos): Ritm. Hos ritm. Müzige uygun olarak yapilan ahenkli hareketler.
Ötanazi: Ευθανατος (Evthanatos). Ευ (Ev): Hos, güzel- Θαναθος (Thanatos): Ölüm. Tatli ölüm, Hos ölüm. Tip terimi olarak, kisinin kendi irâdesiyle ölüme terkedilmesi.
Öz: Ουσία (Usia). Varligin ilk maddesi. Ana tin.
- P -
Paçavra: Πατσαβουρα (Paçavura).
Palamar: Παλαμάρη (Palamâri). Ip, urgan, halat. Gemi halati.
Palamut: Παλαμηδα (Palamida). Bir tür balik, piçuta.
Palamut: Βαλανηδη (Valanidi). Mese kozalagi, pelit. Tip terimi olarak kullanilan lâtince “glans” da bu anlamdadir.
Palaz: Πολος (Polos). Yavru, küçük kus. Piliç.
Palikarya: Παλικαρη (Palikari). Yigit, delikanli, atilgan, korkusuz, civanmert. Kabadayi Yunan delikanlilarina eskiden bu ad verilirdi. Hâl-i hazirda “genç”, “delikanli” anlamlarinda kullanilmaktadir.
Paleoantoloji: Παλαιοανθολογία (Paleoanthologîa). Παλαιός (Paleôs): Eski, kadim-
Paleoantropoloji: Παλαιοανθρωπολογία (Paleoanthropologîa). Παλαιός (Paleôs): Eski, kadim-Ανθρωπος (Anthropos): Insan-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Kadim insanlik bilgisi, insanlik tarihi bilimi.
Paleozoik: Παλαιζωίκόν (Paleozoîkôn). Παλαιός (Paleôs): Eski, kadim-Ζώή (Zôî): Hayat, yasam. Insanligin bir dönemi.
Palladiyum: Παλλαδίο (Paladîo). Παλλας (Palas): Eski Yunanca’da mizrak anlaminda. Ayni zamanda bir asteroid’e (yildizsi) verilen ad. Bir kimyevî element. Pd
Pamuk: βαμβάκι (Vamvâki).
Pananteizm: Πανανθεισμος (Panantheismos). “Hersey tanridadir” anlaminda bir felsefe terimi.
Panayir: Πανήγυρις (Panîgiris). Παν (Pan): Her, bütün, hepsi-Aγυρη (Agiri): Toplanma. Toplanma yeri, dernek.
Pandispanya: Πανδτεσπάνι (Pa-n-despâni). Bir tür çörek.
Pandodinamîa: Παντοδυναμία (Pa-n-dodinamîa). Kudret-i Ilâhî.
Pandomim: Παντομίμα (Pa-n-domîma). Herseyi taklid etme.
Panhelenizm: Πανελλινισμος (Panelinismos). Παν (Pan): Her, bütün. Ελλινισμος (Elinismos): Yunancilik. Bütün Yunanlar’in biraraya getirilmesini, bir çati altinda toplanmasini öngören ideoloji.
Pankart: Πανχαρτία (Panhartîa). Παν (Pan): Her, bütün, tek bir, tüm-Χαρτία (Hartîa): Kâgit. Halka (kitleye) bir mesajin duyurulmasi amaciyla elde tasinan veyâ duvara asilan üzeri yazili büyük kâgit veyâ karton. Yeni Türkçe’si, “duyurmalik”.
Pankreas: Πανκρατίον (Pankratîon). Παν (Pan): Her, bütün, tüm, tek bir-Kρατος (Kratos): Idâre, yönetim, devlet, kudret-kuvvet. Eski Yunan’da, güresle yumruk dögüsünün karisimdan olusan bir spor türü. Günümüzde, özellikle Amerika ve Avrupa’da halki uyusturma ve yaniltma amaciyla uygulanan bir gösteri sporu.
Pankreas: Πανκρεας (Pankreas). Παν (Pan): Her, bütün, tüm-Kρεας (Kreas): Et. Tamami etten olusan anlaminda. Tip ter. Endokrin (Içsalgi) ve Sindirim (Digestion) sistemine ait bir organ. Uykuluk, tümet.
Panorama: Πανόραμα (Panôrama). Παν (Pan): Her, bütün, tüm-Oραμα (Orama): Ufuk. Bütün, topyekûn ufuk.
Panoromik: Πανοραμικη (Panoramiki). Afakî, Ufkî.
Panteist: Πανθεος (Pantheos). Kamutanrici.
Panteizm: Πανθεïσμός (Pantheismôs). Παν (Pan): Bütün, her, tüm- Θεος (Theos): Ilâh. Ilâh’in her yerde ve bütün parçalarda (zerrelerde) mevcut oldugunu ve bunlarin birlesmesiyle olustugunu ileri süren felsefî ögreti. Kamutanricilik. Örnegin Platon (Eflâtun) kamutanrici bir filozoftur. Felsefe terimi.
Panteon: Πανθεον (Pantheon). Bütün tanrilarin makami.
Papara: Παπαρα (Papara). Lâpa.
Papatya: Παπαδια (Papadia). Παπας (Papas): Papaz. Παπαδια (Papadia): Papaz’in karisi. Bir tür çiçek. Türkçe’ye bir yanlis anlama sonucu girmis olan bir kelimedir. Öyküsü söyle: Iki Osmanli askeri papazin evini ziyârete gider. Kapida papazin karisiiyla karsilasirlar. Papaz’in evde olmadigini ögrenince, karisiyla sohbet etmeye baslarlar. Onun adini sorarlar. O da yerdeki çiçekleri isâret ederek kendisinin isminin o çiçeklerle ayni oldugunu ifâde etmeye çalisir. Yerdeki çiçegin adi Margarita’dir. Fakat askerler bu çiçegin ismini bilmediklerinden dolayi, o çiçege, “papazin karisi" anlamina gelen “Papadia" derler ve günümüze kadar böyle gelir. Koyungözü, Akbabaç.
Papaz: Παπoυς (Papus). Dede, ata. Hristiyan din adami, rahip.
Papirus: Παπυρος (Papiros). Üzerine yazi yazilan yaprak. Asli Koptça’dir (Kiptîce). Lât: Papirus, Fr: Papier (Papiye), Ing: Paper (Peypir), Macarca: Papir (Papir), Alm: Papier (Papiyer), Itl: Papiro, Isp: Papel. Argo’da, “kâgit para” ya da “para” olarak kullanilan “papel” kelimesi de bu kelimeden mülhemdir.
Parabol: Παραβολή (Paravolî). Παρα (Para): Etrafinda, ilerisinde, ötesinde, yaninda, civarinda- Βολή (Volî): Atis, menzil. Tatbik, mukâyese, mukâbele. Bir Matematik terimi.
Parabolik: Παραβολικός (Paravolikôs). Tatbikî, mukayeseli, tesbih, temsil kâbilinden (comparatif).
Paradigma: Παραδειγμα (Paradigma). Παρα (Para): Etrafinda, ilerisinde, ötesinde, yaninda, civarinda- Δείγμα (Digma): Nümûne, örnek. Örnek, model, emsal.
Paradoks: Παραδοξία (Paradoksia). Παρα (Para): Etrafinda, ötesinde, ilerisinde, yaninda-Δοξα (Doksa): Kani, kanâat: Farkli kani, alternatif kani anlaminda. Çelisirlik.
Paragraf: Παράγραφος (Parâgrafos). Παρα (Para): Etrafinda, ötesinde, ilerisinde, yaninda-Γραφω (Grafo): Yazmak. Yana yazma, öteye yazma anlaminda.
Parakete: Παραγάδι (Paragâdi) veya Παρήστα (Parîsta). Hizölçer.
Paralaks: Παραλλαξία (Paralaksîa). Münâvebe, tahvil.
Paralel: Παραλληλία (Paralilîa). Birbirinin yaninda, yanyana, kosut.
Paraloji: Παραλογία (Paralogîa). Mâkul olmayan, saçma, yanlis düsünüs.
Paralojizm: Παραλογισμός (Paralogismôs). Yanlis düsünce, herze.
Parametre: Παραμετρον (Parametron). Παρα (Para): etrafinda, ötesinde, ilerisinde, yaninda-Μετρον (Metron): Ölçü. Deger ölçüleri, degerlendirme ölçüleri.
Paranoya: Παρανοία (Paranoya). Παρα (Para): Etrafinda, ötesinde, ilerisinde, yaninda- Νόησις (Nôisis): Anlayis, idrak. Παρεννοώ (Parenoô: Yanlis anlamak) fiiliyle de iliskilidir.
Parantez: Παρένθεση (Parênthesi). Araya alinma, idhal anlaminda. Παρενθέτω (Parenthêto): Araya yere koymak, idhal etmek fiilinden mülhem.
Parapraksis: Παραπραξις (Parapraksis). Παρα (Para): Etrafinda, ötesinde, ilerisinde, yaninda-Πράξις (Prâksis): Is, hareket, sahne, perde, senet, tecrübe. Psikanaliz biliminin kurucusu olarak kabul edilen Sigmund Freud’ün güncellestirdigi bir kavram. Izlerini bilinçdisi istek ve amaçlarda arayabilecegimiz açiklanamayan dil sürçmeleri, hafiza bosluklari, beceriksizlikler, yanlis okumalar.
Parapsikoloji: Παραψυχολογία (Parapsihologîa). Παρα (Para): Etrafinda, ötesinde, ilerisinde, yaninda-Ψυχή (Psihî): Ruh-Λόγος (Lôgos): Kelam, bilim, bilgi. Pozitif psikoloji biliminin izah edemedigi, onun ötesinde bulunan Ruh hâllerini ve tezâhürlerini konu edinen bilim dali.
Parazit: Παρασιτος (Parasitos). Παρα (Para): Yaninda, kenarinda, civarinda- Σιτος (Sitos):Yiyen, yiyici. Birlikte yiyen, yanindan, kenarindan, üstünden yiyen, Ekti.
Parsömen: Περγαμος (Pergamos) veyâ Περγαμηνή (Pergaminî): Bergama. Bergama derisi. Eskiden Bergama’nin, üzerine yazi yazma amaçli kullanilan derileri ünlü oldugu için bu adi almistir. Arapçaya pargamun veyâ pergamun olarak geçen kelime daha sonra diger dillere yayilmistir. Akderi.
Pasal: Πασσαλος (Pasalos). Eski Yun. Kazik. Hayvanlari baglamak için yere çakilan direk, kazik. Pasaliskos: Küçük kazik, mih. Sügen.
Paskalya: Πασχα (Pasha). Ilkbahar’da kutlanan bir Hristiyan bayrami. Ibranîce Pesasi (geçis) kelimesinden köken aldigi saniliyor.
Patak: Παταγει (Patagi). Eski Yun. Dövmek.
Patetik: Παθητικός (Pathitikôs). Tesirli-müessir, zimmet, edilgen-pasif, duy(gu)sal.
Patojen: Παθογονο (Pathogono). Παθός (Pathôs): Hastalik, maraz, illet, felâket, mûsibet, mihnet, garaz, kin, dert-Γονο (Gono): Oluslu. Hastalik yapici, hastaliga yol açici.
Patoloji: Παθολογία (Pathologîa). Παθός (Pathôs): Hastalik, maraz, illet, felâket, mûsibet, mihnet, garaz, kin, dert- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Sayrilikbilim, hastalikbilim, acibilim, duy(g)ubilim.
Patolojik: Παθολογικός (Pathologikôs). Sayrilikbilim’e deggin. Acili, hastalikli, duy(gu)sal.
Patrik: Πατριάρχης (Patriârhis). Ata, Ced, büyük. Orthodoks Kilisesi’nin basinda bulunan en yüksek görevli.
Pavurya: Παγουρος (Paguros) veyâ Παγούρι (Pagûri). Bir tür iri yengeç.
Paydos: Παυω (Pavo). Durdurmak, isi birakmak.
Pedagog: Παιδαγωγός (Pedagogôs). Çocuk egiticisi, çocuk terbiyecisi. Παιδι (Pedi): Çocuk-Αγωγω (Agogo): Yol göstermek, yol açmak, ön açmak.
Pedagoji: Παιδαγωγία (Pedagogîa). Çocuk egitimi, çocuk terbiyesi.
Pedagojik: Παιδαγωγικός (Pedagogikôs). Çocuk terbiyesine deggin.
Pedavra: Πέταυρον (Pêtavron).
Pederast: Παιδεραστής (Pederastîs). Παιδι (Pedi): Çocuk-Αστεία (Astîa): Saka, latife, oynasma. Kulampara, çocuklarla cinsî münâsebete giren kisi, Çocuksevici.
Pederasti: Παιδεραστία (Pederastîa). Παιδι (Pedi): Çocuk-Αστεία (Astîa): Saka, latife, oynasma. Kulamparalik, çocuklarla cinsî münâsebete girme, çocuksevicilik.
Pedofili: Παιδοφιλια (Pedofilia). Παιδι (Pedi): Çocuk-Φιλια (Filia): Sevgi, dostluk, arkadaslik. Çocuk sevgisi. (Bu bir kisilik bozuklugu degildir, Türkiye’deki Tip fakültelerinin kahhar çogunlugunda gerek ögrencilere gerekse de psikiyatri asistanlarina “Pedofili” kavrami bir kisilik bozukklugu olarak ögretilmekte / tanimlanmakta olup bu yanlistir, dogrusu “Pederasti” olmalidir).
Pediatri: Παιδιατρία (Pediatrîa). Παιδι (Pedi): Çocuk-Γιατρια (Iatria): Tip, hekimlik. Çocuk hekimligi.
Peksimet: Παξιμάδι (Paksimâdi).
Pelte: Πολτός (Poltôs). Ezme veyâ Farsça; Pâlûde (Paluza): Ezme’den.
Pentagram: Πενταγραμμα (Pe-n-dagramma). Πεντε (Pe-n-de): Bes- Γραμμα (Grama): Yazim, betim, harf. Besli yazim, besli betim.
Pentagon: Πενταγονο (Pe-n-dagono). Πεντε (Pe-n-de): Bes-Γωνια (Gonia): Köse. Besgen, bes köseli. ABD Savunma Bakanligi’nin diger ismi.
Pentatlon: Πενταθλον (Penthatlon). Πεντε (Pe-n-de): Bes- Αθλητισμός (Athlitismôs): Atletizm. Bes degisik atletizm disiplininden olusan bir yarisma türü. Besli atletizm.
Pereme: Περαμε (Perame). Küçük kayik. Anlam genislemesiyle su kabi, sal. Anlam degisimiyle, “korkutucu varlik, hayâlet” anlaminda kullanilan, “peremeler tuttu” deyimi buradan türetilmistir.
Periferik: Περιφερειακός (Periferiakôs). Περιφέρεια (Perifêria): Çevre, etraf, daire, muhit, havali. Tip terimi olarak Periferiakos: Çevresel, mücâvir, havaliye ait, Örn. Periferik Sinir Sistemi.
Periyod: Περιοδος (Periodos). Döngü, Dönem, devre, dolasma, âdet görme, nöbet.
Periyodik: Περιοδικός (Periodikôs). Περίοδος (Perîodos): Dolasma, dönme, devir, nöbet, âdet görme. Döngüsel, devirsel. Yunanca’da dergi anlaminda da kullanilmaktadir.
Pihti: Πικτή (Piktî).
Pirasa: Πρασα (Prasa). Πρασινα (Prasina): Yesil kelimesinden mülhem. Bir tür bitki (sebze).
Pirnal: Πριναρι (Prinari) veyâ Πουρνάρι (Purnâri). Yesil mese. Odunu makbûl bir mese türü. Yerici deyim olarak, “kaba” anlaminda da kullanilir.
Pide: Πιττα (Pita). Italyanca’ya da Pizza olarak geçmistir.
Pilâki: Πλαχη (Plahi). Yahni. Kuru fasulye ve soganla yapilan zeytinyagli bir yemek, kuru fasulye yahnisi.
Pinti: Πινεδος (Pinedos). Eli siki, cimri.
Piramit: Πυραμις (Piramis). Öyük, ehram.
Pirina: Πυρήν (Pirîn). Zeytin çekirdeginin posasi ve bundan elde edilen yag.
Pisi (baligi): Φεσση (Fesi). Bir tür balik.
Piskopos: Έπισκοπος (Êpiskopos). Επι (Epi): Üst, üstte-Σκοπός (Skopôs): Maksad, niyet, gâye, amaç, nöbetçi, gözlemci, nokta, hedef. Üst gâye, büyük gâye güden, üst noktada duran.
Pistis: Πίστις (Pistis). Imân, inanç.
Piton: Πυθονας (Pithonas). Yunan mitolojisinde, Apollon’un Delfi yakinlarinda öldürdügü yilanin isminden mülhem. Bir yilan türü.
Piyâle: Φυαλε (Fiale). Ayaksiz, sapsiz kap. Kadeh.
Platin: Πλατίνη (Platîni). Degerli bir metal.
Platonik: Πλατωνικός (Platonikôs). Yunan bilgesi Platon’un isminden mülhem. Düsünsel, düssel, teorik. Örn. Platonik ask (düsvârî ask).
Platonizm: Πλατωνισμός (Platonismôs). Platonculuk, platon ideolojisi. Ünlü Yunan filozofu Platon’un (Aristokles) gelistirdigi felsefe akimidir. Genis gögüslü (ya da genis alinli) oldugu için kendisine Platon adi verilmistir. Ilk hocasi Kratylos. Kratylos, Herakleitosçu. Daha sonra Sokrates ile tanisiyor ve hayatinin sonuna kadar Sokratesçi kaliyor. Eserlerinin hemen tamaminda Sokrates’i anlatir. Misir’da matematik, astroloji, yine Kirene’de Theodoros’tan matematik, Atina’da ise müzik dersleri aldi. Sicilya ve Güney Italya seyâhatleri sirasinda Pythagorasçiliga ilgi duymus ve mistisizm’den etkilenmistir. Iran gezisinde ise Zerdüstîligi inceleme firsati olmustur. Sicilya kralinin akrabalarindan Dion, Platon’a hayran kalir ve ona siyâsî reformlar yaptirir. Daha sonra, Atina’nin “Akademos Bahçeleri” mevkîinde ünlü okulunu (Akademia) kuruyor.
Gençlik dönemi ya da "Gençlik dialoglari” tamâmen Sokrates’i anlatir. Onun düsüncesini ortaya koyar ve savunur. Bu eserlerde, “idea” ögretisine hiç rastlanmaz. Sürekli, “Erdem” ve “Bilgi” sorunlariyla ilgilenir. “Lahis” (Lakhes) diyalogunda “cesâret”, “Politia I”de “adâlet”, “Lysis”de “dostluk”, “Karmides”te “ölçülülük” (sofrosini), “Efthyfron”da, “Din”, “Protagoras”ta “erdem” irdelenir ve tümevarim (induction) yöntemi uygulanir. Sokratik diyaloglar olumsuz bir sonuçla biter: Yanlis, yetersiz tanimlar çürütülünce diyalog da sona erer. Arastirmada bir çikmazla (aporia) karsilasilmistir. Ele alinan sorunun dogru yaniti bulunamamistir.
"Idea ögretisi”ni ele aldigi yâni Platon’un “Platon” olarak ortaya çiktigi diyaloglar ise sunlardir: Giorgias, Menon, Efthydemos, Kratylos, Meneksenos, Symposion, Fedon, Politia, Fedros, Theetetos, Parmenides, Sofistis, Politikos, Timeos, Kritias. Anti-Sofist mücâdelesinin merkezine "iyi” kavramini koyar. “Iyi”, dogru bir yasayisin kesin ölçüsü, biricik eregidir. Gerçek, dogrunun düzenine (kosmos) ruh, ancak “iyi” ile erisir.
Sokrates’in anladigi gibi yasami felsefeye dayatmak ya da erdemle bilgiyi bir tutmak, “dogru”nun arastirilabilmesini, böyle bir olanagin bulunmasini gerektirir. Sofistler bunun olamayacagini söylüyorlardi. Sofistler’e göre, aradigimiz sey ya bilinen bir seydir ki, bunu aramaya gerek yoktur ya da bilinmeyen bir seydir, o zaman da bulunan seyin aranan sey oldugunu nereden bilinebilir? Platon bu sorunu Menon diyalogunda "Ruh'un Ölümsüzlügü" düsüncesiyle çözer: Ruh ölümsüzdür ve birçok defalar yeryüzüne gelmistir. Bu arada yeryüzünde ve Hades’te (Öte Âlem) bulunan herseyi görmüstür. Yeryüzünde (dogada) hersey birbirine bagli oldugu için, Ruh bunlardan birini görünce, sürekli bir arastirma ile ötekilerini de bulabilir ve animsayabilir. Ruhta dogru tasavvurlar, önce bilinçsiz bir hâlde bulunurlar; ilkin, bunlar bir rüya gibi kimildanirlar; uygun sorular ve arastirmalarla sonunda aydinlik bir bilgi hâline gelirler. Buna göre, ögrenmek, eskiden bilinmis birseyi yeniden hatirlamaktan, animsamaktan (anamnesis) baska birsey degildir. Bu anlayis ile, Platon, felsefesinin iki ana görüsünü de elde etmis, belirtmis olur: Ruhta bilinçsiz bir hâlde bulunan “dogustan tasavvurlar”in oldugu görüsü, bir de “dogru sani” (Ortho Doksa) ile “bilgi” (epistimi) arasindaki karsitlik. Dogru sani sallantili ve süreksizdir, bilgi ise bir temele, bir nedene (logos) baglanmakla, dayatilmakla saglam ve sürekli olur. Bilinmeyen birseyin aranabilecegini, Sokrates, Menon diyalogunda hiç matematik bilmeyen bir köleye, ustaca sorular sorarak bir geometri problemini çözdürmekle tanitlar.
Felsefenin olabilmesi, Sokrates’in savi, yani erdemin bilgi ile ayni sey oldugunu söyleyen savi dogru ise bir anlam kazanabilir. Bu sorunu, Platon, en güvenilir bir bilimsel yöntemle, matematigin varsayimi (hypothesis) yöntemi ile inceler: Çikis noktasi olarak bir varsayimi alir; bundan çikabilecek sonuçlari gelistirir; sonra da bu sonuçlarin durumundan varsayimin dogru olup olmadigini çikarir. Bu yöntemi kullanarak vardigi sonuçla da, Sokrates’in intellektüalizmini asar. Çünkü bilgi ile ayni olan felsefî erdem yaninda, bir de dogru saniya dayanan bayagi erdem vardir. Bilgiye dayanan felsefî erdem de bayagi erdemden pek üstündür; biri asil sey, öteki de onun gölgesi gibidir.
Platon, bilginin temeli problemini söyle çözer: Sokrates, bilgiyi, eldeki nesnenin kavramini belirlemeye çalisarak temellendirmeyi denedi. Platon, Sokrates’in bu görüsünü en keskin biçimiyle ele alir. Bunu, Elealilar’in, bilgi ile varlik arasinda bir korelasyon (baglilasma) oldugunu ileri süren savlarina baglar ve kavramlar birer gerçek, birer dayanti (hipostaz) olurlar; bu dünyadaki nesneler yaninda kendi baslarina bir dünya kurarlar, kendi içlerinde ayri bir dünya olurlar. Böylece iki ayri bilme çesidini (dogru sani-orthodoksi ile bilgi) karsilayan iki ayri dünya da ayirt edilmis oluyordu: Bir yanda asil gerçegin (idealarin) dünyasi, öte yanda da relatif (göreli, izâfî) gerçegin dünyasi: meydana gelen ve yok olan nesnelerin dünyasi: Dogru sani’nin konusu olan dünya, iste bu dünyadir.
Idea birliktir (vahdet), bölünemez, degismez, öncesiz (ezelî)-sonrasiz (ebedî) olarak kendi kendine esittir. Tek tek duyumlanan (algilanan) nesneler ise, sürekli meydana gelirler, degisirler ve yokolurlar. Bu baglamda “Idea” (Bilgi) ve “Nesne” (Dogru sani) iki ayri dünyadir. Bu dünyalardan biri “var” olani ve “hiç olus hâlinde olmayan”i öteki ise “hep olus hâlinde olup hiçbir zaman varolmayan”i (genesis) içine alir. Duyularla algilanan nesnelerin (cisimlerin) karsisinda cismanî olmayan idealar (asomatikos idea: Bedensiz idea) vardir. Bunlar, uzayin ya da cisimler dünyasinin hiçbir yerinde bulunmazlar; kendi baslarinadirlar ve duyularla degil düsünme ile kavranirlar. Düsünülen, akilla kavranabilen bir dünya (noitos topos) meydana getirirler. Iste, felsefî erdemin kosulu olan gerçek bilginin temeli, kökü ancak bu idealar dünyasinda bulunabilir. Bunlar ahlâk kavramlaridir.
Plastik: Πλαστικη (Plâstiki). Esnek, sekil verilebilir
Plazma: Πλάσμα (Plâsma). Sivi, likid, likör, suyas, yaratik, mahlûk.
Pleonazm: Πλειονασμός (Plionasmôs). Gereginden fazla sözcük kullanimi. Artma, arttirma anlaminda.
Pliyosen: Πλειόκαινος (Pliôkenos). Bir Jeolojik dönem.
Plüton: Πλουτος (Plutos). Yunan mitolojisinde bir varlik. Bir gezegen ismi.
Plütonyum: Πλουτονίο (Plutonîo). Πλουτος (Plutos): Yunan mitolojisinde bir varlik. Bir kimyevî element. Pu
Polemik: Πολεμικώς (Polemikôs). Πόλεμος (Pôlemos): Harb, savas, muharebe kelimesinden. Savasçi, cengâver anlaminda. Anlam genislemesiyle dil savasi, dil dalasi, sözlü çatisma, münazara.
Poliandri: Πολύανδρια (Polîandria). Πολύ (Polî): Çok, ziyâde, bol-Ανδρας (Andras): Es, koca. Bir kadinin birden fazla erkekle evlenmesi, çok eslilik.
Poliarhia: Πολύαρχία (Polîarhîa). Πολύ (Polî): Çok, ziyâde, bol-Άρχη (Ârhi): Baslangica deggin, ilksel, düzen, nizâm, idâre. Müsterek idâre
Poligam: Πολύγαμος (Polîgamos). Πολύ (Polî): Çok, ziyâde, bol-Γαμος (Gamos): Evlilik, dügün. Çokesli.
Poligami: Πολύγαμία (Polîgamîa). Πολύ (Poli): Çok, ziyâde, bol-Γαμος (Gamos): Evlilik. Çok evlilik.
Poligon: Πολύγωνος (Poligonos). Πολύ (Poli): Çok, ziyâde, bol-Γωνία (Gonîa): Köse, açi. Çokgen, çok köseli.
Poliklinik: Πολύκλινικη (Πolîkliniki). Πολύ (Poli): Çok, ziyâde, bol- Κληνη (Klini): Yatak. Çok yatakli anlaminda. Hastanelerde, hastalarin muayene edildigi bölüm. (Yatirildigi bölüme ise servis adi verilir).
Polis: Πολi (Poli). Sehir, site-devlet. Sehri korumakla görevli olan.
Politeist: Πολύθειστις (Polîtheistis). Çok tanrili.
Politeizm: Πολυθείσμος (Politheismos). Πολύ (Polî): Çok, bol, ziyâde-Θεος (Theos): Ilâh. Çok ilâhlilik.
Politeknik: Πολιτεχνικι (Politehniki). Πολύ (Polî): Çok, bol, ziyâde-Τέχνη (Têhni): Sanat, fen, bilgi, ustalik, mârifet, maharet. Birçok dalda teknik egitim veren üniversite kurumlari için kullanilan bir terim.
Politik: Πολιτικός (Politikôs). Πολi (Poli): Sehir, site-devlet. Bu kelimeden mülhem, politikaya deggin.
Politika: Πολιτική (Politikî). Πoλi (Pôli): Sehir-Θεκα (Theka): Korunak. Sehri sarip sarmalayan, dört duvar içine alan. Anlam genislemesiyle, siyâset.
Pornografi: Πορνη (Porni). Ticâret. Anlam genislemesiyle Πορνεια (Pornia): Fuhus. Πορνογραφία (Pornografia). Fuhus filmi, fuhus kitabi-nesriyati.
Poyraz: Βοριας (Vorias). Kuzey. Bu kelimeden mülhem olarak Kuzey’den esen rüzgâr anlaminda.
Pragmatik: Πραγματικος (Pragmatikos). Πραγμα (Pragma): Sey, esya, nen. Felsefe terimi olarak, kuramsal kaygiyi, ilkeyi gözardi etme. Yararsal.
Pragmatist: Πραγμα (Pragma). Πραγμα (Pragma): Sey, esya, nen. Felsefe terimi olarak, kuramsal kaygiyi, ilkeyi gözardi eden, dikkate almayan. Yararci.
PRAGMATIZM: Πραγματισμός (Pragmatismôs). Πραγμα (Pragma): Sey, esya, nen, eylem. Felsefe terimi olarak, kuramdan, ilkeden çok dolaysiz gerekleri ve sonuçlari dikkate alma tutumu. Uygulayicilik, uygulamacilik, kilgicilik.
Osmanlica: Fiilîyye veyâ Mezheb-i Kiymet-i fiilîyye. Uygulamada yarar saglamayi gerçegin ölçütü sayan öznel idealist ögreti. Kapitalist üretim düzeninin ilk gelisme alani olan isadamlari ülkesi Britanya’da John Stuart Mill’in biçimlendirdigi yararciligin, yeni ve son gelisme alani olan isadamlari ülkesi ABD’de Charles Peirce 19. Yy’in ikinci yarisinda temellerini atip, yine ayni yüzyilin sonlarinda William James’in gelistirdigi uygulamaciligin doldurmasi dogaldir. Böylelikle, kapitalizmin kendine özgü metafizik felsefesi kurulmus olmaktadir. James, ayni adli yapitinda “pragmatizm" sözcügü için, “Gerçi bu ad hosuma gitmiyor, ama onu böyle adlandiriyorlar, degistirmek için artik çok geç" diyor. Yapitini da “yararci" Mill’e su sözlerle armagan ediyor: “Zihnin pragmatik açikligini ilk olarak kendisinden ögrendim, yasamis olsaydi liderimiz olacagini düsünmekten zevk duydugum John Stuart Mill’in anisina…". Pragmatizm, James’in deyisine göre, bir felsefe olmaktan çok bir metod, düsünceyi dogurdugu eyleme göre ölçen bir yöntemdir. Charles Peirce, 1878’de “Popular Science Monthly" dergisinde yayinladigi “Fikirlerimizi Aydinliga Kavusturmanin Yolu" baslikli yazisinda söyle diyordu: “Bir düsüncenin anlamini açiklamak için onun hangi davranisi dogurdugunu bilmek gerekir. Iste o davranis, o eylem bizim için düsüncenin tâ kendisidir". William James, 20 yil sonra, kimsenin üstünde durmadigi bu sözü bulup ortaya çikarmis, felsefesini bu söze dayandirmistir. Pragmatik metodda yeni hiçbir sey yoktur, diyor William James. Sokrates onun ustasiydi. Aristoteles, metodik olarak onu kullanmisti. Locke, Hume, Berkeley onun araçlarini kullanarak gerçese yararli oldular. Oysa Pragmatizm’in bu öncüleri onu ancak parçalar hâlinde kullandilar. Onlar sadece giris yapmislardi. Pragmatizm metodu günümüze gelinceye kadar genellesmemisti, evrensel bir görevin farkina varamamisti. Ben bu göreve inaniyorum, konusmalarimin sonunda size de bu inanci asilayabilecegimi saniyorum. Herhangi bir yerde bir ayrim meydana getirmeyen bir ayrim hiçbir yerde varolamaz. Felsefenin bütün görevi, bu dünya formülü ya da bu dünya formülünün dogru olmasinin hayatimizin belli ânlarinda üzerimizde ne gibi bir ayrim doguracagini anlamak olmalidir. Pragmatik metod, herseyden önce, baska türlü son verilemeyecek olan metafizik tartismalarin yatistirilmasi metodudur. Dünya tek midir, çok mu? Kadere mi baglidir, yoksa hür müdür? Madde midir, ruh mu? Iste birtakim kjavramlar ki, dünya için dogru olmalari da kâbildir, olmamalari da. Bu çesit kavramlar üzerindeki tartismalarin sonu gelmez. Böyle hâllerde pragmatik metod, her kavrama, kendisinden deger verebilecek pratik sonuçlar çikarmak suretiyle yorumlamaya çalisir. Bu kavram öteki kavramdan daha dogru olsaydi, herhangi bir kimse için pratik bakimdan ne gibi ayrilik dogacakti? Çikarilan sonuçlarda pratik hiçbir ayrilik yoksa her iki düsünce de, pratik bakimdan, ayni seye karsilik olmaktadir. Su hâlde tartisma yersizdir. Tartisma yerindeyse, bunun ya da ötekinin dogrulugu hâlinde pratik bir ayrilik görebilmemiz gerekir. Bu, kabacasi su demektir: Dünya madde olsa ne olacak, ruh olsa ne olacak? Biri ya da öteki olmasa pratik bir fayda sagliyorsa o zaman basimizin üstünde yeri var… Nitekim William James, pragmatizm metodunu kullanarak Ruhçulugu seçmektedir. Çünkü diyor, materyalizm umut kiricidir. Ruhçuluk ise umut, hoslanma, yasama istegi vericidir. Tanriya inanmak insanlar için faydali bir eylemdir. Bu eylem insanlara, James’in deyisiyle, “töresel bir tatil” yaptirir. Ölümlü dünyadaki kötülüklerin Tanri’da yok olacagi düsüncesi, bizleri sorumluluk kaygusundan kurtarir. Iyiligin, sonunda, nasil olsa gelecegine güvenerek korkumuzu yenebiliriz. Dünya arabasini, yürüdügü yolda, keyfince gitmeye birakarak “töresel (Ahlâkî) bir tatil" yapariz. Iyi ama, gerçek bu mudur, derseniz James’in karsiligi hazirdir: Gerçek, pratik faydasi olandir. Pragmatizm, böylelikle, Akilci sistemlerle Görgücü sistemler arasindaki uzlasmaz ayriligi çözdügü kanisindadir. Aklin verilerini de pragmatik metoda vurarak him dinci kalabilecek, hem de olgularla ilgilenebilecektir. Her ikisinde de pratik fayda bulunduguna göre, bunlari birbirinden ayirmayi düsünmemektedir. Görgücüler, Tanri düsüncesine, istedikleri kadar “Tesekkür ederiz, kullanmiyoruz" desinler, Pragmatist pratik fayda buldugu sürece onu kullanmakta devâm edecektir. Pragmatistlere göre, bir düsünce, yasayisimiz için elverisli oldugu sürece dogrudur. “Iyi"dir yerine "dogru"dur diyebiliriz çünkü bu iki kavram birbirinin aynidir. Dogru sözcügü, inanç alaninda iyi oldugunu ispat eden herseyin adidir. Dogru olan, belirli sebepler dolayisiyla ayni zamanda “iyi”dir. Bizim için neye inanmak daha iyi olurdu, dersek, bu söz su anlama gelir. “Neye inanmak zorundayiz?” Bu sorunun karsiligi sudur: Inanilmasi bizim için daha iyi olan seye inanmak zorundayiz. Su hâlde, bizim için daha iyi olanla, bizim için daha dogru olan arasinda hiçbir baskalik (difference) yoktur. Pragmatik metod “dogru”yla “iyi”yi birlestirmektedir. Bundan su sonuç çikiyor: Erdem yasayimiz için elverisli oldugu sürece, pratik fayda sagladigi hâllerde dogrudur. Hersey pratik fayda ölçüsüne vurulmalidir, hersey pratik faydaya göre degerlendirilmelidir. Bu açidan “güzel”i de, “dogru”yla ve “iyi”yle birlestirerek Felsefe’nin, Bilim’in, Sanat’in yetkilerini tek elde, fayda ölçüsüne vurarak da degerlendirmelidir. Çünkü bunlarin pratik deger ya da degersizlik bakimindan hiçbir ayriliklari yoktur. Pragmatistler soyut düsüncelere, deney öncesi düsüncelere de kendi metodlarini uyguluyorlar. Onlara göre, dogru düsünce (à priori fikir), pratikte dogrulanabilen bir düsüncedir. Bir düsüncenin gerçegi, ona yapisik, hareketsiz bir özellik degildir. Gerçek, düsüncenin basina gelen birseydir. Bir düsünce, kafamizda dururken dogru olamaz. Ancak dogru bir hâle gelebilir, olaylar yüzünden dogrulanir. Onun gerçekligi, geçer hâle girmesiyle (Validation) olur. Sonsuz derecede faydali ya da sonsuz derecede zararli bir gerçeklikler dünyasinda yasamaktayiz. Dogru düsünce bizler için önemlidir. Bir ormanda kaybolursaniz, açliktan ölmek üzere bulunursaniz, keçi yoluna benzer birsey görünce, bu yolun sonunda insanlarin oturdugu bir evi düsünmeniz çok önemlidir. Burada dogru düsünce faydalidir, çünkü konusu olan sey faydalidir. Dogru düsüncenin pratik degeri, bu düsünceye karsilik olan nesnelerin pratik degerinden çikmaktadir. Gerçekte bu nesneler her zaman için faydali olmayabilirler. Örnegin keçi yolunun sonundaki ev, bos bir evse, açliktan ölmek üzere bulunan sizin için hiçbir faydasi yoktur. Ama her nesne bir gün, bir zaman önem kazanabileceginden, herhangi bir durumda dogrulanabilecek bir genel düsünceler stokunu elde bulundurmamiz faydalidir. “Dogru” sözcügü dogrulama sürecini harekete geçiren bir düsüncenin, “faydali” sözcügü onun deneyde tamamlanan görevinin adidir. Dogru düsünceler, faydali olmadikça, deger belirten bir ad kazanamazlar. Kuramla oldu, soyut düsünceyle ise yarar pratik arasindaki bu birlesme, ölçüsüz derecede bereketlidir. Gerçek, düsünürken bize faydasi olan seydir, nasil ki, hak da eylem hâlinde bize faydali olan seydir. Insanlar için gerekli olan, uygun olan “is görecek” bir kuram bulmaktir. Iste pragmatizm, bu kuramdir. Görüldügü gibi, uygulayicilik, burjuva dünyasinda pek tutuldugu ve ve pek yayildigi hâlde, bilimdisi bir kuramdir. Bilimi de açikça yadsir. James’e göre, “Insanin dünyadaki durumu, kedinin kitapliktaki durumu gibidir; görür ve duyar ama hiçbirsey anlayamaz". Pragmatizm, dünyanin nesnel gerçekligine gözlerini kapamislardir. Gerçek, kendi yararimiza göre belirlemekle, özneldir. Bu bakimdan pragmatizm tekbenciligi (Solipsizm) varmaktadir. Hersey “ben”im ve hersey benim içindir. Bu kaniysa pek açik olarak saçma bir kanidir. Bilinemezci yönleri de bilgiyi yadsimakla eylemsel uygulamayi köksüz birakmaktadir. Uygulama, bilgisizligi degil, tam tersine bilgiyi gerektirir. Insan eylemi etkili olabilmek için nesnel yasalarin bilgisine dayanmak zorundadir. Yararlilik, gerçegin ölçütü olamaz. Tam tersine, ancak nesnel gerçekligin bilimsel bilgisidir ki insanliga yararlidir. Insan, bilimsel bilgileri araciligiyla pratik eylemde bulunur ve bu pratik eylemi sonunda amacina varabilir; amacina ulasabilmesi, ancak nesnel gerçekligin bilimsel bilgisiyle olanaklidir. Pragmatizm, John Dewey, F.S. Schiller vb. Tarafindan izlenmis, irkçilik ve fasizmi açikça savunmaya kadar çesitli biçimlere bürünmüstür.
Praseodim: Πρασεοδίμος (Praseodîmos). Πρασιός (Prasiôs) veya Πρασινα (Prasina): Yesil- Διδυμος (Didimos): Ikiz. Yesil ikizler anlaminda. Bir kimyevî element. Pr.
Pratik: Πραξις (Praksis). Πράξις (Prâksis): Is, hareket, sahne, perde, senet, tecrübe uygulama, fiiliyât.
Prehistorya: Προïστορία (Proistoria). Πρό (Prô): Ön, önüne, evvel, önce, geçen-Ίστορία (Istorîa): Tarih. Erken tarih dönemiyle ilgilenen bilim dali.
Prion: Πριον (Prion). Quantum fiz. Terimi. Quantik bir parçacik ismi.
Prizma: Πρίζμα (Prîzma). Biçme.
Problem: Πρόβλημα (Prôvlima). Πρό (Prô): Ön, önüne, evvel, önce, geçen-Βλήμα (Vlîma): Mermi, fisek.
Program: Πρόγραμμα (Prôgrama). Πρό (Prô): Ön, önüne, evvel, önce, geçen-Γραμμα (Grama): Harf.
Programatik: Προγραμματικός (Programatikôs). Programli.
Prolepsis: Πρόβλεψις (Prôvlepsis). Πρό (Prô): Ön, önüne, evvel, önce, geçen -Βλεπω (Vlepo): Görmek. Önceden belirtme, önceden görme, öngörü. Edebiyat ve tip terimi.
Prolog: Προλογος (Prologos). Πρό (Prô): Ön, önüne, evvel, önce, geçen - Λόγος (Lôgos): Söz, kelâm, bilgi, bilim. Önsöz, mukaddime, dibâce.
Prometyum: Προμεθειον (Promethion). Prometheus: Yunan mitolojisinde bir varlik. Bir kimyevî element. Pm
Prostat: Προστατα (Prostata). Öndül, Erönbeze, Önbeze. Hem ürojenital (Üreme-bosaltim) hem de endokrin (Içsalgi) sisteme ait bir organ.
Protaktinyum: Προτακτινιο (Protaktinio). Πρώτα (Prôtα): Evvela, ilk olarak, önce, iptidâ- Ακτις (Aktis): Isin. Ilk isin anlaminda. Bir kimyevî element. Pa.
Protein: Προτεïνη (Proteini). Yumurta aki. Yasamin temel yapitaslarindan biri.
Protez: Προθεσις (Prothesis).
Protohistorya: Πρωτο-ιστορία (Protoistorîa). Πρώτα (Prôtα): Evvela, ilk olarak, önce, iptidâ-Ιστορια (Istoria): Tarih. Tarihöncesi.
Protokol: Πρωτόκολλο (Protôkolo). Πρώτα (Prôtα): Evvela, ilk olarak, önce, iptidâ- Κόλλα (Kôla): Tutkal, zamk, yapistirici, kâgit tabakasi.
Proton: Προτον (Proton). Πρό (Prô): Ön, önüne, evvel, önce, geçen-Τόνος (Tônos): Ton, Kuvvet-Kudret. Nükleer fizik terimi olarak, bir parçacik türü. Pozitif yüklüdür. Veya, Προτου (Protu): Evvel, önce, sabik, birincil.
Protoplazma: Προτοπλασμα (Protoplasma). Πρώτα (Prôtα): Evvela, ilk olarak, önce, iptidâ -Πλασμα (Plasma): Yaratik, varlik, mahluk. Öncel varlik.
Prototip: Προτυπος (Protipos). Orijinal, kalip, nümûne, örnek.
Provoskidae: Προβοσκιδα (Provoskida). Hortum. Hortumlu hayvanlar familyasi. Zooloji ter.
Psikanaliz: Ψυχοαναλυσι (Psihoanalisi). Ψυχή (Psihî): Ruh-Ανάλυση (Anâlisi): Analiz, tahlil, çözümleme. Ruh çözümlemesi.
Psikiyatri: Ψυχιατρια (Psihiatria). Ψυχή (Psihî): Ruh-Ιατρική (Iatrikî): Tip. Ruh hekimligi.
Psikiyatr: Ψυχιατρος (Psihiatros). Ψυχή (Psihî): Ruh-Ιατρος (Iatros): Tabib, hekim. Ruh hekimi.
Psikolog: Ψυχολογος (Psihologos). Ψυχή (Psihî): Ruh-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Ruhbilimci.
Psikoloji: Ψυχολογία (Psihologîa). Ψυχή (Psihî): Ruh-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Ruhbilim.
Psikolojik: Ψυχολογικη (Psihologiki). Ψυχή (Psihî): Ruh-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam. Ruhbilimsel.
Psikopat: Ψυχοπαθής (Psihopathîs). Ψυχή (Psihî): Ruh- Παθός (Pathôs): Hastalik, maraz, illet, felâket, mûsibet, mihnet, garaz, kin, dert. Psikolojik hastaligi olan.
Psikopati: Ψυχοπάθεια (Psihopâthia). Ψυχή (Psihî): Ruh- Παθός (Pathôs): Hastalik, maraz, illet, felâket, mûsibet, mihnet, garaz, kin, dert. Ruh hastaligi.
Psikoz: Ψυχωσις (Psihosis). Çevreden gelen etkenlerden bagimsiz olarak ortaya çikan tinsel problem. Genetik’tir.
Psisik: Ψυχικη (Psihiki). Ruhla ilgili, ruhî.
Puhu: Μπούφος (Bûfos). Bir tür kus.
 





Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: tlv2go.com( Corsoro5970yahoo.com ), 07.08.2013 14:25:41:
I think this is a real great article. Will read on...

Yorumu gönderen: We buy houses Connecticut( Tatge5539yahoo.com ), 06.08.2013 05:16:15:
I am so grateful for your blog. Cool.

Yorumu gönderen: movie4k( Delpriore7147yahoo.com ), 06.08.2013 01:20:06:
Hey, thanks for the blog article.Really thank you! Fantastic.

Yorumu gönderen: malaysia homestays( greg.hamgmail.com ), 05.08.2013 09:30:10:
I am so grateful for your blog.Really looking forward to read more. Awesome.

Yorumu gönderen: Safety insurance( Gerard2365yahoo.com ), 04.08.2013 22:50:18:
Wow, great article post.Much thanks again. Will read on...

Yorumu gönderen: draftstreet promo code( jymmijonsgmail.com ), 04.08.2013 17:50:35:
Major thanks for the blog post. Cool.

Yorumu gönderen: how to make a blog( miteagmail.com ), 04.08.2013 00:41:48:
Hey, thanks for the article post. Fantastic.

Yorumu gönderen: social bookmarks( Papantonio5853yahoo.com ), 29.07.2013 01:29:13:
vjEzGg Thanks for the blog post.Thanks Again. Fantastic.

Yorumu gönderen: Football boots sale( emailgmail.com ), 27.06.2013 16:30:19:
I really like and appreciate your article post.Really thank you! Cool.

Yorumu gönderen: moving companies los angeles( Stoyer8141yahoo.com ), 23.06.2013 15:50:23:
Muchos Gracias for your blog post.Much thanks again. Cool.

Yorumu gönderen: hip hop drum samples( emailgmail.com ), 13.06.2013 16:40:04:
wow, awesome article post.Much thanks again. Keep writing.

Yorumu gönderen: social bookmarking service( Hasse6396yahoo.com ), 06.06.2013 11:40:46:
dzQFzi Very good article post. Want more.

Yorumu gönderen: social bookmarking service( Linman4516yahoo.com ), 05.05.2013 01:06:26:
Ehf5Hb I loved your blog post.

Yorumu gönderen: fairfax va carpet cleaning( emailgmail.com ), 27.04.2013 08:27:24:
A big thank you for your blog article.Much thanks again. Fantastic.

Yorumu gönderen: german paratrooper helmet( howardleegmail.com ), 26.04.2013 12:02:59:
I loved your blog article.Much thanks again. Fantastic.

Yorumu gönderen: How do you get an orgasm( emailgmail.com ), 25.04.2013 17:20:04:
Thanks-a-mundo for the blog post. Really Cool.

Yorumu gönderen: tattoo ideas and tips for the first tattoo( emailgmail.com ), 25.04.2013 10:20:16:
I value the post.Much thanks again. Awesome.

Yorumu gönderen: How do you get an orgasm( emailgmail.com ), 24.04.2013 09:12:21:
I cannot thank you enough for the article.Thanks Again. Great.

Yorumu gönderen: dog training( Stem9796yahoo.com ), 22.04.2013 18:25:29:
Looking forward to reading more. Great article post. Awesome.

Yorumu gönderen: Howard Hanna Columbus( emailgmail.com ), 21.04.2013 13:50:17:
Thank you for your post. Cool.

Yorumu gönderen: sportbootverleih( Taverab8452yahoo.com ), 17.04.2013 12:40:04:
Im grateful for the blog article.Really thank you! Will read on...

Yorumu gönderen: singles dating( Brandwein5579yahoo.com ), 17.04.2013 05:00:08:
This is one awesome article post.Really thank you! Awesome.

Yorumu gönderen: have a laugh( Louder96yahoo.com ), 17.04.2013 00:50:04:
Great, thanks for sharing this post.Much thanks again.

Yorumu gönderen: data recovery mac( Arrindel7194yahoo.com ), 16.04.2013 17:00:03:
Thanks for the blog article.Thanks Again. Really Cool.

Yorumu gönderen: social bookmarking service( Quartaro5474yahoo.com ), 14.04.2013 07:26:27:
jKQ940 I really enjoy the article post.Thanks Again. Will read on...

Yorumu gönderen: stoner( Abati4873yahoo.com ), 06.04.2013 19:43:09:
I really enjoy the post.Thanks Again. Will read on...

Yorumu gönderen: free diet meal plans( emailgmail.com ), 05.04.2013 04:28:48:
Im obliged for the blog.Really thank you! Fantastic.

Yorumu gönderen: buy social bookmarks( Dietterick3077yahoo.com ), 22.03.2013 20:27:32:
IVC5j3 A round of applause for your blog article.Much thanks again. Great.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 138 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=